Kullanımın Sınırı
Ali Sirmen tarafından yazıldı. Pazar, 21 Mart 2010 21:36
Yıllar önce, Nadir Bey’in perşembe öğlen rakılarından birindeydik. Bir ara müdavimler arasına katılmış olan emekli büyükelçi ve değerli yazar Semih Günver, “Bugünkü yazınızı çok beğendim” dedi.
Bir süredir alışmış olmama karşın yine de hafif burulmadım değil, ama bozmadan yanıtladım:
- Efendim çok sık başıma gelir, perşembe günkü güzel yazılar benim değil, sütun arkadaşım Ergun Balcı’nındır.
Semih Bey kendine has babacan, ama aynı zamanda da muzip üslubuyla olayı tatlıya bağladı:
- Üstadım, ben asıl önemli olandan, futbol yazısından söz ediyorum.
Masada bulunanlardan Necdet Uğur, hemen atıldı:
- Çok doğru söylüyor Semih Bey, futbol yazıları önemlidir, sakın onları hafife alma!
O sıralarda futbol yazıları da yazıyordum. Daha sonra yedi yıl kadar Milliyet’te de yazdım.
Bu uzun girizgâhı yapmamın nedeni, futbolun nasıl bir sosyal olay olduğunu, ne denli kullanıldığının uzun süredir farkında olduğumu anlatabilmek içindir.
Vanspor ve Diyarbakırspor örneklerinde de bir takımın süper ligde olmasının oradaki insanlar üzerindeki birleştirici etkilerini, yaşayarak gördüm.
Yerel yöneticiler ile mahalli yetkililerin de olayın farkına vardıkları ve takımların desteklenmesi için ellerinden geleni artlarına koymadıklarına tanığım.
***
Ama futbolun kullanımının da sınırları var. Ondan öteye zorlamalar, bu olayın tadını kaçırmakta, umulan yarardan fazla zarara neden olmaktadır.
Evet, Vanspor ile Diyarbakırspor örnekleri bu kullanımın akıllıca yapılması halinde yararlar sağladığını gösterdi. Ama günümüzde, Diyarbakırspor olayı, hiç değilse bu kez bunun sınırına gelindiğini de ortaya koydu.
Her şeyden önce, bu kullanımın yarar sağlaması için takımın bulunduğu yerdeki halk tarafından benimsenmesi gerekiyor.
Son günlerde Diyarbakırspor’un kent halkı tarafından yeterince desteklenip desteklenmediği konusunda rivayet muhtelif.
Kimileri takımın resmi görevliler tarafından kayırılması (onun da nasıl olduğunu anlamış değilim ya!) yüzünden yöre halkı tarafından fazla tutulmadığını, asıl benimsenenin Diyarbakır Belediyespor olduğunu söylüyorlar.
Ne derecede doğru olduğunu bilemem, ama olaylar gösteriyor ki, birileri bu takımın ligden düşmesini özellikle istiyor. Yarattıkları etkiye ve gösterilerine katılıma bakılırsa, pek de âlâ başarılı da oluyorlar.
Kısacası, artık Diyarbakırspor örneğinde, futbolun etnik birleştirici olarak kullanımının sınırına gelinmiş bulunmaktadır.
Geçen hafta sonunda İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında meydana gelen olaylar bu görüşü pekiştirdi. Diyarbakır’daki Bursaspor maçında çıkan olaylar yüzünden hükmen yenilgi alan Diyarbakırspor, Büyükşehir Belediyesi maçından da aynı cezaya çarptırılsaydı, otomatik olarak küme düşecekti.
***
Böyle bir sonucun meydana gelmesinden korkanlar, gereksiz yere suçlayacak kişi aradılar. Bunların en ilginci de kendisinin, yardımcılarının ve sahadaki futbolcuların can güvenliğini düşünerek, maçı tatil eden hakemi suçlayan İstanbul Valisi Güler’di. Vali Bey, kendi güvenlik güçleriyle olayların önüne geçemediği halde hakeme neden yükleniyor ki?
İstenmeyen sonucun önlenmesi için, Futbol Federasyonu yetkilileri de Belediyespor maçını 1-0 olarak tescil edip, Diyarbakırspor’a üç maç seyircisiz oynama cezası verdiler; amaç Diyarbakırspor’un otomatik olarak küme düşmekten kurtulmasıydı.
Ama görünen o ki, böylesi zorlama bir kararla, her şeye karşın küme düşmesi kaçınılmaz gibi görünen Diyarbakır’ın akıbeti değişmeyecek. Buna karşılık şimdi kimileri bu yıl küme düşmenin kaldırılmasını öneriyorlar. Böyle bir çözümün, Diyarbakır’ı ligde tutmakla istenen sonucu vermezken, futbolun zaten uyulmayan kurallarını daha da allak bullak etmesinden korkarım.
Diyarbakır’ın küme düşmesini ben de istemiyorum. Ama “Düşse de düşmese de artık birçok konuda iş işten geçmiştir, bunu bilelim”diyorum.
asirmen@cumhuriyet.com.tr


