İrticayla Mücadele Suç mu Oldu?

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

İrtica, Arapça bir sözcük.

Dönme, geri dönme demek olan rücûkökünden geliyor.

Geri dönücülük, eskiye dönmeyi istemek anlamında.

***

Türkiye Cumhuriyeti, feodal bir din-tarım toplumuna dayalı olan Osmanlı İmparatorluğunun yerine, çağdaş ve laik bir devlet olarak kurulmuştu.Devlet yapısı hukuk yoluyla çağdaşlaştırılmakla birlikte, toplum yapısını değiştirmek çok kolay değildi.

Dinci feodal yapı, aşiretler ve tarikatlar aracılığıyla topluma egemendi.

Ellerindeki en büyük güç, toprak ağalığı ve şeyhlikti.

Şıh denen toprak ağaları, hem toprağın ve üzerindeki her şeyin sahibi olarak hem de öbür dünyayı temsil eden kimlikle büyük bir güce sahipti.

Tabii bu düzenin sürmesi, din, mezhep, tarikat, aşiret yapılarının Cumhuriyet döneminde de devamına bağlıydı.

Zaten Kurtuluş Savaşı da büyük ölçüde bu yapıya dayalı olarak gerçekleştirilmişti.

Bu nedenle dinci feodal yapı çok partili düzenden önce Mecliste rahatça temsil edildi.

Çok partili düzene geçtikten sonra da Doğu ve Güneydoğudaki aşiretler, bir evlatlarını CHPye, bir evlatlarını DPye vererek Meclisteki güçlerini de sürdürdü.

Sonuç olarak din duygularına dayalı siyasal istismar, Türk siyasetinde her zaman etkili oldu, gücünü sürdürdü.

Çok partili düzene geçildikten sonra, sağ gelenekten gelen partiler bu istismarın meyvelerini almak için tarikat ve cemaatlere yakın davrandılar.

Cumhuriyet hukuku, anayasayı korumak için, devlet yapısını dini ilkelere göre etkilemek isteyenlerle mücadele konusunda pek çok önlem almıştı.

Bu önlemler, hukuksal ve siyasal açıdan irticayla mücadelediye nitelenirdi.

Yasaklanan tekke, zaviye ve tarikatların etkinliklerini sürdürmesi bu mücadelenin esas nedeniydi.

Bir süre sonra cemaatkavramı devreye girdi.

Nurcular, hukuken tarikatdeğil, cemaatoldukları gerekçesiyle hedef olmaktan kurtuldular, daha serbest bir örgütlenme ve eğitim olanağına kavuştular.

Nurcuların bir kolu olan Gülen cemaati bu süreç içinde güçlenmeye başladı, büyüdü, gelişti, tüm toplumu yani siyaseti, bürokrasiyi, hukuku etkilemeye başladı.

***

Dinci kökenden gelen AKP iktidarı, Gülen cemaatiyle birlikte şimdi Türkiyenin tüm düzenini biçimlendiriyor.

Siyaset, medya, bürokrasi, hukuk gibi toplumsal yaşamın bütün alanları bu biçimlendirmeden nasibini alıyor.

Geriye doğru gidişin yani açıkça, hem sözlük hem de siyaset anlamındaki irticanınen belirgin başarısı, Türkiyenin düşünce düzenini, kullanılan terimleri, kavramları, yani düşünce ikliminiveya zihniyetinietkilemesi oldu.

Son günlerde darbe paranoyasıpompalamasıyla, İrticayla Mücadele Belgesiadı verilen bilgisayar çıktısındaki imzanın ıslak mı, gerçek mi, taklit miolduğu tartışmalarıyla ve Erzincan Başsavcısının tutuklanmasına kadar giden tarikat soruşturmalarının cezalandırıldığıizlenimi ileİrticayla Mücadelediye yeni bir suç kavramı, hukuk uygulamalarına da, zihinlere de girdi.

Oysa her demokrasi, kendini totaliter ve otoriter eğilimlere karşı korur.

Bu otoriter ve totaliter eğilimlerin başında da faşist ve şeriatçı hareketler gelir.

Türkiye Cumhuriyeti de, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini bu eğilimlere karşı korumak zorundadır.

Ordunun otoriter eğilimlerine karşı yürütülen kampanya, hem hukukta hem de zihinlerde, şeriat rejimini aklamaya dönük bir biçimde kullanılıyorsa,İrticayla mücadeleartık bir suç sayılıyorsa, bu Türkiyenin demokratik rejimi için çok büyük bir tehlikedir.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

www.kongar.org