Kutuplaşma ve Kavga mı? Uzlaşma ve Bütünleşme mi?

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Türkiye ve içinde bulunduğumuz bölge 1990 sonrasında dünyanın en karmaşık ve riskli coğrafyası haline hem geldi hem de özellikle getirildi.

Küresel boyutta postmodern kavgaya başlayan büyük aktörleraçısından Türkiye, boy hedeflerinin başında geliyor.

- Yanına çekip kendi kavgasının bir parçası haline getirmek isteyenler

- Ayrıştırarak ya da bölüp küçülterek kendi pasta paylaşımlarında bir araç olarak düşünenler

- “Kontrollü bir istikrarsızlıkyaratarak istediği yöne sürüklemek isteyenler Türkiye ve bölge üzerindeki senaryolarını uygulamak istiyorlar.

Uluslararası ilişkilerde bu hesaplar ve kavgalar son yüzyıl boyunca kesintisiz süregeldi. Sadece yöntemleri ve teknikleri değişti. Bunu normal karşılamak gerekir.

Ancak bizim kendi içimizde kutuplaşmalara ve çatışmalara meydan vermeden bu küresel kavgada (ve uluslararası ilişkilerde) yer almamız gerekiyor.

Eğer içimizde etnik, dini ve sosyal çatışmalara girerek”, bu küresel ve bölgesel paylaşım kavgasının bir parçası haline gelirsek Türkiye bunu kaldıramaz.

Popüler deyimi ile kendi iç dinamiklerimizi”, işbirliği ve bütünleşmemiz için kullanmak zorundayız. Bunları, Türkiye ve bölge üzerinde hesaplar yapan küresel aktörlerin emrine sunduğumuz zaman, içerde kimsenin kazanması söz konusu değildir”.

Ne işçisi ve patronu ne de laiki ve dincisi uzun vadede kazançlı çıkabilir. Herkes kaybetmeye mahkûm hale gelir.

Uzlaşma kültürü ve asgari müşterekler

Uzlaşma kültürünün gelişmesi için Türkiyede çok geniş bir kesimin, asgari müştereklerde anlaşması gerekir”. Asli bazı ortak noktalarda anlaşamazsak kutuplaşmalar ve iç kavgalar giderek artar ve içerde taraf olduklarını sananlar, küresel güçlerin uydusu haline gelirler.

Asgari müşterekler nelerden oluşuyor:

- Katılımcı demokrasien önemli omurga parçası olmak zorundadır. Katılımcı demokrasi yoksa toplumun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel gereksinimleri karşılanamaz.

Siyasal partiler başta olmak üzere toplumsal örgütlenmelerin ulusal çıkarları koruyacak şekilde yasallaştırılmaları ve kurumsallaştırılmaları gerekir.

- Laik-İslamcı kutuplaşmasını (ve kavgasını) ortadan kaldıracak bir zeminin oluşturulması zorunlu. Din (Katoliklik) Fransada ülkeyi ayrıştıran değil bütünleştiren bir etkiye sahiptir. Fransızlar Katolik oldukları için daha Fransızdırlar. Yunanlılar Ortodoks oldukları için daha Yunandırlar.

Demokrasinin ve sosyal hukuk devletinin işlerliği sayesinde Katolik Fransızdan ateistine kadar herkes vatandaşlık haklarından siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel olarak yararlanır.

-İktisadi ve sosyal olarak refahın paylaşımındabölüşümün adil olması gerekir. Katılımcı demokrasi varsa, sosyal ve sınıfsal örgütlenmeler işliyorsa işçi, memur, esnaf, köylü, sanayici, siyasal örgütlenmeleri sayesinde paylarını alabilirler.

Evet, bölüşümü son safhada hükümet uygulamaları ve politikaları belirler ama, öncesinde parlamentolarda sosyal hak sahiplerinin ve sınıfların refahını paylaştıracak güç dengeleri siyasal partiler ve sosyal örgütlenmeler yolu ile sağlanmıştır.

Yeni Clio modelinin Türkiye yerine Fransada üretilmesi için Sarkozy elinden gelen çabayı göstererek Fransız işçisinin cebine para girmesini ve istihdamın artmasını istiyor. Belki şirketin patronları için Bursada üretmek, maliyetler açısından daha uygun ama sosyal (ve siyasal) gerekçelerle sağcı Sarkozy bile Fransız işçisinin yanında yer almaya mecbur kalıyor. Fransadaki katılımcı demokrasi, bu sonucu doğuruyor. Bir de TEKEL işçilerinin bizdeki grev çabalarına bakalım.

Demokrasinin Fransadaki bizden farklı yapısı, Renault işçileri ile TEKEL işçileri arasındaki algılanış farklarını ortaya çıkarıyor.

Evet, Türkiyede uzlaşma her alanda gerekli; siyasette, iktisatta, kültürde ve dinde kutuplaşmalar ve kavgalar yerine, uzlaşma ve bütünleşmeyi sağlamak zorundayız”.

Unutmayalım, gelişmiş ülkeler siyaset, iktisat, kültür ve güvenlik temelleri üzerinde, dört ayaklı bir masa gibi maksimizasyonlarını sağlarlar. Fransa, Almanya, İngiltere ya da İsveç siyasetinde, ekonomisinde, kültüründe ve güvenliğinde asgari müşterekleri sağlayıp kendi iç ve ulusal bütünlüğünü ortaya koyar.

Siyaset, iktisat, kültür ve güvenlik faktörleri arasında bir bütünleşme vardır. Kültür politikası, ülkenin siyasetini olumlu etkileyecek şekilde yürütülür. Bu dört faktör birbirleri üzerinde ayrıştırıcı değil bütünleştirici bir etki yaparlar.

Türkiyede herkes bu gerçekleri görmek zorundadır. Kutuplaşma ve ayrışmaların kimseye bir yararı olmayacaktır, en azından ülke içinde çatışan ve kutuplaşan yerli taraflar açısından...

 

www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali