Yaşam Öğretiyor...
Son Güncelleme: Salı, 05 Ocak 2010 11:58 Erdal Atabek tarafından yazıldı. Salı, 05 Ocak 2010 11:57
Yaşam öğretiyor.
Öğrenmek bir yetenek. Geliştirilebilir ve engellenebilir bir yetenek.
Yaşamdan öğrenmek de böyle bir olgu.
26 Aralık Cumartesi günü Kırklareli’nde idik.
Çizgiüstü Dershanesi, Kırklareli Belediyesi ve Cumhuriyet Kitap Kulübü’nün ortak etkinliğinde üç yazar konuşmacı yer alıyordu.
Adnan Binyazar, Öner Yağcı ve ben, bu etkinliğin konuk konuşmacıları olarak Sali öğretmenin öncülük ettiği bu programa katılıyorduk.
Kırklareli’nin aydınlık insanları salonu doldurmuştu. Komşu illerden gelenler de olmuştu. Edirne’den gelen Aslı öğretmen ile tanıştık.
Ben Kırklareli’ne daha önce de gitmiştim. Sali öğretmeni, eşi Türkan öğretmeni tanımıştım. Edirne,Tekirdağ, Çorlu, Silivri, Lüleburgaz, Babaeski gibi iller ve ilçelerde de çalışmalarım olmuştu.
Trakya kültürü kendine özgü farklar taşır. Trakya’nın üretken, girişken ve çalışkan halk kültürü endüstrileşmenin getirdiği göçlerle değişen yapısına karşın özelliklerini koruyor.
Toplantıda sevgili Öner Yağcı, eğitimin Köy Enstitüleriyle geldiği aşamadan nasıl geri çevrilip imam hatip okulları anlayışına getirildiğini her zamanki coşkusuyla açıkladı.
Bu gerileyişin nedenlerini anlattı, çözümler önerdi.
Adnan Binyazar usta yaşamının kavşaklarında nasıl bir irade ile kendi yolunu açtığını anlatarak, evrensel kültürün satırbaşlarından örnekler verdi. Martin Luther’in yaptıklarını, Erasmus kültürünün aydınlanmanın temel taşlarını nasıl döşediğini açıkladı. Uzun yıllarını eğitime ve kültüre veren bu bilge yazarın anlattıklarını dikkatle dinledik.
Ben de, bir amacı gerçekleştirmenin nasıl bir yol haritasından geçtiğini anlatmak istedim. Doğru hedef seçmek, plan ve program yapmak, çaba ve irade göstermek, disiplinle çalışmak ve özeleştiri yapmanın önemini açıkladım. Günümüzde özellikle gençlerin küresel kültürle iç içe girişlerinde dikkatlerinin nasıl dağıldığını belirttim. Umarım düşündüklerimi anlatabilmişimdir.
Hepsinden önemlisi, orada bulunan herkesin; bizlerin, öğretmenlerin, doktorların, hukuk insanlarının, çeşitli meslek ve görevde bulunan insanların,annelerin,babaların hep birlikte oluşturduğumuz aydınlık idi.
Aydınlanmanın ışığı.
O salonda, sonra da imza yaptığımız yerde bu ışık parlıyordu.
Hepimiz insanlığın binlerce yıldır oluşturduğu aydınlığın ışığını paylaşıyorduk.
En büyük umudumuz işte bu aydınlıktı.
En büyük umudumuz, karanlıkları aydınlatacak olan bu ışıktı.
2009 yılının katıldığım son etkinliği idi.
Beş gün sonra 2010 yılı geliyordu.
Yeni yılı aydınlatacak olan da bu ışıktı.
İçimden bir ses, 2010 yılında ülkemizin değişeceğini söylüyor.
Alacakaranlığın belirsizliği kalkacak, aydınlığın ışığı her şeyi gösterecek.
Bu toplum silkinecek, neler olduğunu daha iyi anlayacak.
Bu ışıkla döndük İstanbul’a.
Yılbaşında mı?
Yılbaşında evdeydik.
Bütün gönül dostlarımızla beraberdik.
Sokrat’larla, Beethoven’lerle, Friedrich Nietsche’lerle, şairlerle.
Bu dostlarımızla beraberdik yılbaşında.
Daha nice dostlarla hep birlikte olacağız.
Ülkemizin daha güzel günlerinde gene birlikte olacağız.
Kin, kan ve şiddeti gene birlikte kaldıracağız ülkemizden.
İnsanın ve emeğin zaferini hep birlikte şölenle kutlayacağız.
İnsanın paraya, emeğin sömürüye esaretine hep birlikte son vereceğiz.
Fethi Naci’yi analım: “İnsan Tükenmez”.
Aydınlanmanın ışığı bütün insanlığı aydınlatsın.
Yaşamın bize öğrettiği budur...


