İnsanımızın Sağduyusuna Rağmen mi?

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Sağduyu sahibi insanlar, halkımızın büyük çoğunluğu nasıl bir Türkiye görmek istiyor?

-Türk-Kürt ayrışmasına ve çatışmasına düşmemiş bir ülke istiyorlar. Demokratik ve sosyal hakların egemen olduğu bir hukuk ortamı içinde eşit yurttaşlar olarak yaşamayı tercih ediyorlar.

-Laik-şeriatçı çatışmasını istemeyenler, bu tuzağa düşmekten korkanlar büyük çoğunluğu oluşturuyor. Bu tür çatışmalar yerine çağdaş ve uygar değerlerin ve yaşam tarzının geçerli olduğu bir hayat istiyorlar.

Çocuklarının dünya nimetlerinden yararlanmasının özlemi içindeler. Yemekten sanata, spordan eğlenceye, eğitimden bilgisayara kadar her alanda ufkunun genişlemesi insanımızın rüyalarını kapsıyor.

Televizyonlardaki yarışma programlarına fiilen katılan ve salonda onları izleyenlere dikkatlice bakın; kapalısının da açığının da nasıl bir özlem içinde olduğunu görürsünüz.

-İnsanların büyük çoğunluğu Sünni-Alevi ayrımcılığı ve çatışması istemiyorlar. Kimsenin aklından böyle bir şey geçmiyor.

-1970’lerde olduğu gibi sağ sol çatışması da istemiyorlar. Bu çatışmalarla, askeri darbe ortamının yaratılması sonucu halkımız, Adan Zye bunun büyük ızdırabını çekti ve çekiyor.

Halkımızın bireysel ve toplumsal hakları bu askeri darbelerle geri gitti. İnsanlarımız bunu bir daha yaşamak istemiyor.

-Hükümet, bürokrasi, yargı ve ordunun karşı karşıya gelmesini de halkın ezici çoğunluğu istemiyor.

Devlet kurumlarının karşı karşıya gelmesinden en büyük zararı, yine bu kurumların kendisi görür, yalnız halk değil.

İnsanlar bunu da üzülerek izliyor. Eğer halkımızın büyük çoğunluğu bütün bunlara karşıysa bu çatışmaları isteyenler, bizi birbirimize kırdıranlar kimler?

Sanki sihirli bir el düğmeye basıyor ve bütün bunlar domino taşları gibi art arda yığılmaya başlıyor.

Yukarıda sıraladığım ayrıştırma ve çatışmalardan halkın ezici çoğunluğu kaçınıyorsa, karşı çıkıyorsa bütün bu olumsuzluklar nasıl oluşuyor?

Sorunun yanıtı, bütün bu antidemokratik oluşumlardan kimlerin yarar sağladığında yatıyor.

Bu ayrıştırma ve çatışmalar kimlere nasıl kâr sağlıyor sorusunu sorup yanıtlarını araştırdığımız zaman karşı karşıya kaldığımız sorunların gerçek yüzünü görebiliriz.

Nedenler, nedenler…

-Yeni küresel dengelerin 1990 sonrası seyri mi?..

-Bastırılmış bazı iç dinamiklerin yeniden ortaya çıkarılışı mı?..

-Bu enerji coğrafyasının son yüzyıl içindeki kaderinin vazgeçilmez sonuçları mı?..

-Türkiyenin Doğu ile Batı arasındaki sıkışmasının yarattığı sürekli lav püskürtmeleri mi?

Galiba bunların hepsinin kendine göre bazı etkileri söz konusu. Öte yanda insanımızın, halkımızın büyük çoğunluğunun, bu olumsuzluklara karşı çıkan sağlam bir sağduyusu var. Yapılan kamuoyu araştırmalarında bu sonuçlar çıkıyor.

Halkın bu sağduyusunu gerçek bir katılımcı demokrasi zeminine oturttuğumuz zaman sorunlarımız bir bir çözülmeye başlayacaktır.

Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde gerçekten de, insanımızın çok büyük bir çoğunluğu kavgasız ve demokratik bir ülke görmek ve onun, eşit haklardan yararlanan vatandaşları olarak yaşamak istiyor.

Kendilerini içerde, kavganın tarafları olarak kabullenenler büyük bir yanılgı içinde olduklarını görmeliler. Çünkü böyle bir iç kavganın, içerde kazanan tarafı olmayacaktır. Son yüzyılda dünyada yaşananlar, bu tarihsel determinizmi hiçbir kuşkuya meydan bırakmayacak bir biçimde kanıtlamaktadır.

Makyavel boşuna, Türkleri dışardan saldırarak yenemezsiniz, onları birbirine düşürmeniz gerekir dememiş

 

www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali