Türkiye Nereye Gidiyor?

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Öznesini değiştirerek, her ülkede sorulabilecek olan yukarıdaki soru, yine de her gün gündeme getirilecek türden değildir, ama kaos anlarında herkes bunu sıklıkla sorar.

Türkiye bütün Cumhuriyet tarihi boyunca, böylesine büyük bir kaosu hiç yaşamadı.

Hatta diyebiliriz ki, Fetret Devri ve Mondros ertesi dışında, Osmanlı döneminde bile böylesine bir kaos yaşanmadı.

Türkiyeyi bu kaosun içine atanların şu anda güçler dengesi dolayısıyla hesap sorulamazlar katında bulunmaları, her zaman orada kalacakları, sonsuza dek dokunulmaz statülerini koruyacakları anlamını taşımıyor.

 Bugün aklı başında herkes, o kaçınılmaz soruyu soruyor:

- Türkiye nereye gidiyor?

Cumhuriyetin temel kurumu olan TSK bir süredir, iktidarın ve payandası güçlerle, yandaş cazgırların (kusura bakmayın onlara medya demeye dilim varmıyor) saldırısı altındadır.

Bu saldırıyı yadırgamamak gerekir.

İster asker kökenli olsun, ister sivil, Türkiyeyi ve Cumhuriyet tarihini bilen herkesin anladığı ve dile getirdiği gerçek şudur:

Ülkede iktidarın tüm dizginlerini ele geçirmek ve sosyal demokratik, laik, hukuk devletini, ister ılımlı olsun, ister ılımsız, bir İslam cumhuriyetine dönüştürmek isteyenlerin yapmaları gereken kaçınılmaz hamle TSKyi tahrip etmektir. Çünkü TSK parçalanmadıkça, ortadan kaldırılmadıkça ya da ele geçirilip mollalaştırılmadıkça bu ülkeyi İslam cumhuriyetine çevirmek olanaksızdır.

***

Benzeri bir girişim İranda da oldu ve Humeyni, Şahın oluşturduğu çok güçlü ordunun denetim mekanizmalarını ele geçirmeden iktidarın tümüne sahip olamadı.

Emre Kongarın cumartesi günkü Cumhuriyetin 8. sayfasında yayımlanan yazısı bu açıdan son derecede önemlidir, bütün okurlarıma mutlaka okumalarını tavsiye ederim.

O yazıyı okuduğunuzda da görürsünüz ki, bu girişim yargıyı ele geçirme operasyonuna paralel olarak yürütülmüştür.

Şu anki Türkiyeye baktığınızda da aynı girişimlerin yürütülmekte olduğunu görmemek olanaksızdır.

Tabii ki, Türk Silahlı Kuvvetlerini tasfiye etmek, tek moral dayanağı yozlaşmış bir diktatöre sadakat gibi kof olan İran ordusunu tasfiyeden daha güçtür.

TSK bir Kurtuluş Savaşından süzülüp gelmiş bir kurumdur.

Yine çeşitli demokratik birikimlerin sonunda elli yılı aşkın süredir, bağımsız yargı savaşını canını dişine takarak sürdürmüş bir ülkenin yargısını yıkmak, Şah İranının yargısını yıkmaktan daha zordur.

Öte yandan Türkiyenin demokratik birikimi ve laik yapısı antilaik güçlerin Humeyninin İranda bulduğu oranda destek bulmalarını imkânsızlaştırmaktadır.

***

Yaşadığımız olayları bu çerçeve içinde ele alıp da gelişmelerin ortasındaki yerlerine oturtabilirsek, tablonun bütünü hakkında bir fikir edinebiliriz.

Yoksa son olayları, Orduya karşı girişilen yıpratma ve yok etme operasyonlarından, bağımsız yargıyı denetim altına alma girişimlerinden soyutlarsak, olan biteni hiç mi hiç anlayamayız.

Yoksa Seferberlik Teftiş Kurulu gibi, soğuk savaş döneminde kurulmuş, artık kurucularının kendi yüklediği işlevi bile kalmamış olan, yasal bile olsa, hukuka ve demokrasiye aykırı kuruluşların tasfiyesini desteklemeyecek hiç kimse yoktur, hele hele o gizli kuruluşların girişimlerinden mutazarrır olanlar, tabii ki bu desteği evleviyetle vereceklerdir.

Ama son olaylara bakarken, onların bağımsız yargı ve TSKnın İslam Cumhuriyeti önündeki önemli engeller olarak tasfiye edilmeleri gereken kurumlar olarak görüldükleri bir dönemde yaşanan kaosun bir parçası olduklarını da unutmamak gerek.

Şimdi bu durumda, Türkiye nereye gidiyor sorusunu herkes kendi kendine ciddi olarak sormak, yanıtını da olayları izleyerek bulmak zorundadır.

Çünkü çanlar laik Cumhuriyet, yani hepimiz için çalıyor artık.

asirmen@cumhuriyet.com.tr