Son Aşama Başladı!..
Ümit Zileli tarafından yazıldı. Cuma, 25 Aralık 2009 01:53
Bu yazıya çuvaldızı kendime batırarak başlamak istiyorum…
-Yanıldım!..
Geçen hafta yazdığım “Kürt Parlamentosu” başlıklı yazımda Reşadiye’de şehit edilen evlatlarımızın, birçok kentte yaratılan “kalkışma havasının” DTP’nin kapatılması için bizzat PKK tarafından sahneye konduğunu yazdım. Tamamen doğruydu!.. ’lileri TBMM’yi terk etmesi, sine-i millet kararının ise 2007’de Diyarbakır’da kurulan Demokratik Toplum Kongresi’ni (DTK), bir Kürt Parlamentosu olarak çalıştırmaya yönelik olduğunu, böylece “son aşama”nın fiili olarak hayata geçirilmiş olduğunu yazdım. İşte bu noktada yanıldım!.. Peki, verdiğim bilgiler, üzerine yaptığım yorumlar yanlış mıydı?.. Hayır, tam aksine tamamen doğruydu!..
DTP
Peki, bilgiler, yorumlar doğruysa ben nasıl yanıldım?.. Gelin o sürece birlikte göz atalım:
DTP’nin kapatılmasının hemen ardından, İmralı’daki mahkûmdan “dünyanın sonu değil. Yeni bir yol bulunur” açıklaması geldikten iki gün sonra eski DTP milletvekilleri kamuoyunun önüne “Sine-i Millet” sloganıyla çıktılar. Mikrofonu kime uzatsanız “artık TBMM’ye dönüş yok” lafından başka bir şey duymuyordunuz. Öyle ki; Meclis’e istifa dilekçelerini verecekleri gün bile belliydi. İşte tam bu sırada The Taraf gazetesinde “Kürt Parlamentosu’na doğru” başlıklı bir yazı çıktı. Kandil, yani PKK dağ kadrosunun lideri de kesin talimat vermiş, “artık DTK bünyesinde çalışıp, bir Kürt Parlamentosu yaratacaksınız” demişti.
Abdullah Öcalan ise bu süreci sessiz kalarak yalnızca izleyerek geçirdi. Öncelikle tabanda ve diğer Kürt örgütlerinde Meclis’ten çekilmenin getirdiği rahatsızlığı ölçüp biçti. AKP başta olmak üzere siyasi çevrelerde, “DTP’liler Meclis’e dönmeli” çağrılarını değerlendirdi. Bu aşamada TBMM’yi boş bırakmanın özellikle kendisi açısından çok tehlikeli olacağına, toplumda böylesine bir algı yaratılmışken neredeyse kendi adını taşıyan bir partinin “her şeyi o yönetiyor” yargısını pekiştireceğine karar verdi. Sonra da verdiği açık talimatla bir taşla birden çok kuşu vurmayı başardı:
- Öncelikle “en büyük irade benim” mesajını hiç su götürmeyecek biçimde hem Kandil’e, hem de DTP’lilere vermiş oldu.
- Ahmet Türk’e, medya ordusu karşısında “Sayın Öcalan’da Meclis’e dönmemizi doğru buluyor” dedirtti. Böylece TBMM’de “Öcalan Partisi” tescillenmiş oldu!..
- DTP mutlaka Meclis’e dönmelidir diyen siyasi çevreleri paralize etti!. Utanç verici biçimde, ne diyeceklerini, ne yapacaklarını şaşırdılar..
- DTK, yani Kürt Parlamentosu ise zaten Diyarbakır’da işlevini sürdürüyor. Ne zaman istenirse aktif hale getirilebilir!..
Benim yanılgım ise; İmralı’daki mahkûmun ne denli keskin dönüşler yapabileceğini, “benden sonra tufan” şiarıyla nasıl özdeşleşmiş olduğunu gözden kaçırmış olmak!.. Ama siz de şunu hiç gözden kaçırmayın:
-TBMM’de Öcalan Partisi ile birlikte “Son Aşama” başlamıştır!..
Bir Yurtsevere Mektup (XL)
Sevgili kardeşim Balbay, kırkıncı mektubumu simgeleyen Romen rakamlarını yan yana koyarken bir sigara yaktım ve senin dün köşende yayımlanan“ ‘An’ların Zamanda Yolculuğu” başlıklı yazını bir kez daha okudum. Bir gün 86 bin 400 saniye diye yazmışsın... Senden, yurtseverlerden çalınan saniyelerin toplamını hesaplamaya çalıştım… Sonra vazgeçtim… Bir gün mutlaka diyerek…
Biz yine bildiğin gibi haksızlıklarla, insan aklına hakaret eden senaryolarla, yanaşmalarla uğraşmaya devam ediyoruz.. Bir yanda kış günü üzerine su sıkılan itfaiye işçileri, diğer yanda biber gazı-cop kokteyliyle yerlerde sürüklenen Tekel işçileri, bir diğer yanda ise itfaiye-İDO ihalelerini cebine koyan Zekeriya Karamangiller!.. Haa bir de en büyük Türk büyüklerinden Bülent Arınç’a suikast iddiası var.. Çok dehşetli bi şey, suikastçılar serbest bırakıldı, üstelik krokiyi yedikten sonra!..
Seni ve tüm yurtseverleri, dışarıdaki milyonlar adına bir yurtseverin olanca gücü, kararlılığı ve öfkesiyle kucaklıyorum, sevgili kardeşim.


