15 Kasım 2007 günlü Cumhuriyet
Gazetesinde Başyazarımız,
Sevgili İlhan Selçuk
Ağabeyimiz, bir yazı yazdı.
“Milli
Demokratik Devrim”.
(yazının
tamamı için tıklayınız...)
Türkiye Devrimci Mücadele
tarihinde önemli bir yeri olan bir kavramı, 1960 ve 70lerde Türk
Solunu Kemalist ve Sosyalisti ile kolkola şahlanan bir devrimci sürece
sokan Milli Demokratik Devrimi tüm devrimci kamuoyuna anımsattı.
Gündeme oturttu.
Bütün ulusal
sınıf ve tabakaların, emperyalist dış düşmana ve yerli
işbirlikçilerine karşı birleşerek bir anti-emperyalist cephe
kurmalarını; siyasal iktidarı alarak tüm bağımlılık ilişkilerine son
vermelerini; ülkeye zorla egemen olan işbirlikçi sınıf ve tabakaların
iktidardan uzaklaşmasını ve böylece dış sömürünün kaldırılmasıyla
ülkedeki kaynakların yurttaşlara, milli ekonomiye akmasını; ülkedeki
üretici güçlerin gelişmesini, kalkınmış, gönençli bağımsız bir yurt
ve ulus oluşmasını öngören bu devrimci teze ne olmuştu? Neden
bazıları bunu unutmuştu?
60lı, 70li
yılların MDD cilerinden bir çoğu artık bu devrimci tezi ağzına
almıyor. 1971 yılının 12 Mart’ındaki darbeden cezaevlerinde ilk
dersini alanlardan bir kısmı bu teoriyi hemen terk etmişlerdi. 1974
sonrasında ve özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra solun önemli
bir kısmının belleği cezaevlerinde, uzun süren mahkemeler ve yurtdışı
sürgünlerde silindi. Zafere ulaştıracak devrimci teoriyi belleklerinin
derinlerine attılar ve emperyalist sisteme bağlı düşünce
kuruluşlarında da üretilmiş yeni “devrimci” teorilerle buluştular.
Aradan yıllar
geçti...
Biraz “yorgun
demokratlar”, sözde “aydınlar” için Batı’ yla çatışmayan,
emperyalizmle uyumlu bir solculuk artık daha zahmetsiz ve kolay
geliyor. Hele onların çevresindeki vakıfların fonlarından
aldıklarıyla, yaşamsal mali sorunlarına çözüm getirmeleri yanısıra,
adeta bir topluma yararlı bir çalışma yapıyormuş havasında günlerini
geçirmeleri de, cabası.
Buna karşılık
olarak görevleri ise fikir namuslarını terketmek, emperyalist sistemin
aldatmacalarına bilinçli destek vermek.
Basın ve
TVlerde, artık ulusal bağımsızlığın demode, kamu ekonomisinin yanlış,
Kemalist Devrimin baskıcı olduğunu söyleyerek liberal kapitalist
görünümlü emperyalizmin tüm ezilen ülkelere biçtiği donlara kadife
fırfırlı, göz alıcı kılıflar dikmek. Uluslarının etnik ve dinsel
temelde bölünmesinin aslında çağın gereği “iyi bir gelişme” olduğuna
şahitlik etmek.
Eskiden yabancı
devletten para alarak yurt ve ulus aleyhine çalışmanın, hayınlık
etmenin kavram olarak “casusluk” olduğunda tüm Türkiye hemfikirdi.
Şimdilerde ise, yabancı devletten değil de, o devletin kurduğu
vakıflardan fon namı altında düzenli maaş, para, almak ve milli
varlığa karşı faaliyet örgütlemenin adı casusluk değil bir “düşünce
kuruluşu çalışması” sayıldı. Bu eylemin faili olan örgütün adı da
“sivil toplum kuruluşu” oldu...
“Soros”
kuruluşlarından para alarak örgütlenmek ve içerdeki milli isyanı
saptırmak demokratik, insan haklarına uygun faaliyet olarak artık
sürekli arsızca sunuluyor. Emperyalist sistem devrimcileri
dönüştürürken kavramların da içlerin boşaltıp onlara yeni içerikler
doldurmayı da ihmal etmedi.
Halkı bölmekte
kullanılan, yıllarca ABD’nin dümen suyunda gezinen ülküler ve siyasal
islamcıların bir kesimi emperyalist sistemin yarattığı bu düşünce
kirliliğini farketti.
Bizimkilerin bir
kesimi ise, bu “düşünce odaklarının” yaydığı saptırıcı ışığın
etkisinde Batı’ dan demokrasi ve insan haklarının geleceğine ve bu
gelen kavramların onlar yerine dinci faşist AKP tarafından
uygulanmasıyla, Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının egemen
olacağına, ulusal-sınıfsal savaşımı onların yerine yapıvereceklerine
dair bir boş inanca yaslanarak tembelce pinekliyorlar. Kürtler ise,
Ortadoğu da emperyalizmle işbirliği yaparak kendi feodallerine
bağımsızlık sağlamayı devrimcilik sanmayı sürdürüyorlar. Hepsinin
özünde emperyalizmle işbirliği kuralının yattığını gözden
kaçırıyorlar. Yolun çıkmaz olduğunu göremiyorlar.
“ Yeni Dünya
Düzeni” nin bir elinde ABD-NATO sopasıyla Yugoslavya’ yı ve Irak’ı
parçalamış olan birincil emperyalist düşman, “Avrupa Birliği
havucu”nun ise yıllardır sömürülerek zayıf ve bitap düşmüş halkların
direniş ruhunu zayıflatacak hayal olduğunu, emperyalizmin tarihinde
mutluluk getirdiği tek bir örneğin var olmadığını kesinlikle duymaz ve
görmez olmuşlar.
Sovyetler
Birliği’nin “yıkılışı”nın adı onların tümü için Sosyalizmin “hayatın
gerçekleri”ne çarpması olmuştur sadece. O “yıkılışın” artık kapitalist
sisteme rakip bir sosyalist sistemin ortadan kalkması olduğunu, artık
azgın kapitalizmin yeryüzünde bir ”sosyal demokrasi”ye ve devlet
yapılarında “sosyal devlet” ilkesine ihtiyaç duymadığını,
küreselleşmenin aslında bu iştahı kabarmış emperyalist sömürücü
sistemin emekçi sınıflar ve ezilen dünyayı daha arsızca sömürmek için
yeniden yapılan düzenlemenin adı olduğunu da göremez olmuştur bizim
eski yoldaşlar.
12 Mart ve 12
Eylül’ün tokatlarıyla ruhlarına sinmiş olan yenilgi duygusu ve
yitirilmiş direniş ruhuyla anti-emperyalist devrimci bir duygusu,
onları emperyalist sistemle mücadeleye değil; sadece içerde 12 Eylül
cuntacıların kişisel cezai sorumluluklarını aramakla yetinen bir
hale dönüştürüyor. Artık onlar, Bağımsız Türkiye amacını, Avrupa
Birliği rüyasına değişmişlerdir. İçerde Cumhuriyet Devrimi düşmanı AKP
ye dışarda da emperyalist sistemin ajanları olan Batılı
politikacılara, vakıflara meydanı terketmişlerdir.
İşte bu ortamda,
Sayın İlhan
Selçuk’un “Milli Demokratik Devrim” i bomba gibi düştü.
Bazılarının
kafasına...
Bazılarının
yüreğine...
Kafasına
düşenlerin tez zamanda ayılmalarını umalım.
Ama bizim gibi
bu devrimi tarihsel olarak Türkiye’de yaşanması zorunlu bir aşama
olarak görenlerin üzerinde zorlu bir görev olduğunu unutmayalım.
Bu davayı
yurttaşlarımıza anlatalım.
Yüreklerine
düşürelim.Bilinçlerini kamaştıralım.
Türkiye’de
feodal kalıntılar, aşiretler ve ağalık düzeni ve bunun üstyapısı
olarak dinsel örgütlenmenin artık tasfiye olma zamanının gelip de
geçtiğini bilelim. Bugün kentleri saran gecekondu kuşağını saran
gerici örtünün altında, bu kurumsallaşmış sosyo-ekonomik yapının
bulunduğunu ve bunu yenip, tasfiye etmeden emperyalizmin yerli
işbirlikçilerini yenemeyeceğimizi ve emperyalizmi somut görünür bir
gerçek tehlike olarak halkımızın önüne, hedefe koyamayacağımızı
bilelim. Emperyalizm bugün bu örtünün altında siyasal islam kisvesi
altında etkinliğini ve sömürüsünü sürdürüyor; ülkenin geleceğini ve
varlığını tehdit ediyor.
O yapıyı örten
“siyasal islam”ın gerçekte, varolan islamın saptırılmış ve
emperyalizmin güncel gereksinimlerine göre başta Fetullahçılar olmak
üzere yeniden düzenlenmiş bir islam olduğunu anlatmalıyız.
Bu konuda,
ideolojik ve politik mücadele, emperyalist sistemin kullanımına uygun,
ülkeyi karanlığa götürmek üzere düzenlenmiş bu gerçekdışı islamın
deşifre edilmesinden geçmektedir.
Bu kolay
olmayacaktır.
Bu uğurda,
ter,kan, gözyaşı dökmeyi göze almanın zamanıdır.
Milli Eğitimde
aydınlanma savaşımı vermeyi, çocukları korumayı, büyükleri
bilinçlendirmeyi, hepimizin faal öğretmen ve eğitmenler gibi
davranmasını, tümümüzün gericilerle alışverişi kesmesine,
akşamlarımızı TV
de kilo ile alınmış amerikan filmlerine bakarak uyuklamamayı, sözde
tartışma programlarıyla ferahlayarak yatağa gitmemeyi esas almalıyız.
Oluşturulan baskıyla kız çocuklarının kapanmasına, zorla dinsel
kurslara gidişlere karşı pratik setler oluşturacağız. Bunun için dini
siyasete alet edenlerin yandaşlarıyla tartışabilecek düzeyde İslam’ı
öğrenecek ve saptırmalarla mücadele edeceğiz. Dinin insanla Tanrı
arasındaki vicdani varlığının siyasal amaçlarla saptırılarak yeryüzüne
egemen kılınmasına ve iktidar aracı yapılmasına karşı her alanda
mücadele edeceğiz.
Demokratik
haklarımızı, kamu kurumlarına dilekçe verme, yakınma haklarımızı, dava
açma haklarımızı, yaşama aykırı yasalarla topluma egemen olma
çabalarına, Anayasal düzeni değiştirme amaçlarına karşı birlikte eski
örgütlenmelerle birlikte yeni gruplar kurarak örgütlü mücadele
edeceğiz.
Ekonomik yaşamda
çocuk çoluğa mal-mülk biriktirmeye ara vereceğiz. Sosyal yaşamda daha
çok var olacağız.
Bu eylemliliği,
örgütlülüğe; örgütlülüğü eylemliliğe dönüştüreceğiz.
Aydınlanmış
yurttaşlar olarak üzerimize yansımış olan Cumhuriyet Devrimi
aydınlığını, yaşadığımız eve, apartmana, mahalleye, okul ve iş
arkadaşlarımıza, okul-aile birliklerine sınıf ve meslek
örgütlerimizde yansıtacağız.
İnsanlarımızı
aydınlanmayla tanıştıracak, gezici vaizler gibi, vapurda, trende,
otobüste, durakta, çarşıda, pazarda, işyerinde, her sosyal ortamda
sürekli anlatmayı ve karşı duranlarla tartışmayı sürdüreceğiz.
Derlediğimiz insanları örgütleyeceğiz. Örgütlediklerimizi de daha
büyük ve birleşik olarak örgütleyeceğiz.
Milli Demokratik
Devrimi yani Cumhuriyet Devrimini bu kez yeniden daha bilimsel, daha
halkçı, daha kamucu, emperyalizmin varlıklarını ve yaşam biçimlerini
tehdit ettiği bütün yurttaşlarımızın katıldığı bir cephe içinde
gerçekleştireceğiz.
AB-D
Emperyalizmine karşı işçilerin, topraklı ve topraksız köylülerin,
esnafın, kadınların, gençlerin, kamu görevlilerinin, bütün
üreticilerin, bütün milli sınıf ve tabakaların, KOBİ’lerin de içinde
bulunduğu bir birleşik cephenin oluşmasına çalışacağız.
Bu cephenin
kendi siyasal yansımalarını sağlaması ve zaferi kazanması için
çalışacağız.
Aydınlanmayı
yayacağız, çalışacağız, çabalayacağız, direneceğiz, örgütleneceğiz,
eylemliliği yaygınlaştıracağız.
Milli Demokratik
Devrimi gerçekleştirene kadar...
Yaşasın
Cumhuriyet Devrimimiz.
Yaşasın Milli
Demokratik Devrimimiz.
Yaşasın Tam
Bağımsız, Demokratik, Aydınlık Türkiye,
Namık Kemal Boya
İstanbul Cumok
Koordinatörü
Türkiye Cumok
Eşgüdüm Yürütme Kurulu Sorumlusu