17.01.2008


 

 


 

  Milli Demokratik Devrim ve  Görevlerimiz

 

 

15 Kasım 2007 günlü Cumhuriyet Gazetesinde Başyazarımız,

 Sevgili İlhan Selçuk Ağabeyimiz, bir yazı yazdı.

 

“Milli Demokratik Devrim”. (yazının tamamı için tıklayınız...)

 

Türkiye Devrimci Mücadele tarihinde önemli bir yeri olan bir kavramı, 1960 ve 70lerde Türk Solunu Kemalist ve Sosyalisti ile kolkola şahlanan bir devrimci sürece sokan Milli Demokratik Devrimi tüm devrimci kamuoyuna anımsattı. Gündeme oturttu.

 

Bütün ulusal sınıf ve tabakaların, emperyalist dış düşmana ve yerli işbirlikçilerine karşı birleşerek bir anti-emperyalist cephe kurmalarını; siyasal iktidarı alarak tüm bağımlılık ilişkilerine son vermelerini; ülkeye zorla egemen olan işbirlikçi sınıf ve tabakaların iktidardan uzaklaşmasını ve böylece dış sömürünün kaldırılmasıyla ülkedeki kaynakların yurttaşlara, milli ekonomiye akmasını; ülkedeki üretici güçlerin gelişmesini, kalkınmış, gönençli bağımsız bir yurt ve   ulus oluşmasını öngören bu devrimci teze ne olmuştu? Neden  bazıları bunu unutmuştu?

 

60lı, 70li yılların MDD cilerinden bir çoğu artık bu devrimci tezi ağzına almıyor. 1971 yılının 12 Mart’ındaki darbeden cezaevlerinde ilk dersini alanlardan bir kısmı bu teoriyi hemen terk etmişlerdi. 1974 sonrasında ve özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra solun önemli bir kısmının belleği cezaevlerinde,  uzun süren mahkemeler ve yurtdışı sürgünlerde silindi. Zafere ulaştıracak devrimci teoriyi belleklerinin derinlerine attılar ve emperyalist sisteme bağlı düşünce kuruluşlarında da  üretilmiş yeni “devrimci” teorilerle  buluştular.

 

Aradan yıllar geçti...

Biraz “yorgun demokratlar”, sözde “aydınlar” için  Batı’ yla çatışmayan, emperyalizmle uyumlu bir solculuk  artık daha zahmetsiz ve kolay geliyor. Hele onların çevresindeki vakıfların     fonlarından aldıklarıyla, yaşamsal  mali sorunlarına çözüm getirmeleri yanısıra, adeta bir topluma yararlı bir çalışma yapıyormuş havasında günlerini geçirmeleri de, cabası.

 

Buna karşılık olarak görevleri ise fikir namuslarını terketmek, emperyalist sistemin aldatmacalarına bilinçli destek vermek.

Basın ve TVlerde,  artık ulusal bağımsızlığın demode, kamu ekonomisinin yanlış, Kemalist Devrimin baskıcı olduğunu söyleyerek liberal kapitalist görünümlü emperyalizmin tüm ezilen ülkelere biçtiği donlara kadife fırfırlı, göz alıcı kılıflar dikmek. Uluslarının etnik ve dinsel temelde bölünmesinin aslında çağın gereği “iyi bir gelişme” olduğuna şahitlik etmek.

 

Eskiden yabancı devletten para alarak yurt ve ulus aleyhine çalışmanın, hayınlık etmenin kavram olarak “casusluk” olduğunda tüm Türkiye hemfikirdi. Şimdilerde ise, yabancı devletten değil de, o devletin kurduğu vakıflardan fon namı altında  düzenli maaş, para, almak ve milli varlığa karşı faaliyet örgütlemenin adı casusluk değil bir “düşünce kuruluşu çalışması” sayıldı. Bu  eylemin faili olan örgütün adı da “sivil toplum kuruluşu”   oldu...

 

“Soros” kuruluşlarından para alarak örgütlenmek ve içerdeki milli isyanı saptırmak demokratik, insan haklarına uygun  faaliyet olarak artık sürekli arsızca sunuluyor. Emperyalist sistem devrimcileri dönüştürürken kavramların da içlerin boşaltıp onlara yeni içerikler doldurmayı da ihmal etmedi.

Halkı bölmekte kullanılan, yıllarca ABD’nin dümen suyunda gezinen ülküler ve siyasal islamcıların bir kesimi emperyalist sistemin yarattığı bu düşünce kirliliğini farketti.

 

Bizimkilerin bir kesimi ise, bu “düşünce  odaklarının” yaydığı saptırıcı ışığın etkisinde Batı’ dan demokrasi ve insan haklarının geleceğine ve bu gelen kavramların onlar yerine  dinci faşist AKP  tarafından uygulanmasıyla,  Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının egemen olacağına, ulusal-sınıfsal savaşımı onların yerine yapıvereceklerine dair bir boş inanca yaslanarak tembelce pinekliyorlar. Kürtler ise, Ortadoğu da emperyalizmle işbirliği yaparak kendi feodallerine bağımsızlık sağlamayı devrimcilik sanmayı sürdürüyorlar. Hepsinin özünde  emperyalizmle işbirliği kuralının yattığını gözden kaçırıyorlar. Yolun çıkmaz olduğunu göremiyorlar.

 

“ Yeni Dünya Düzeni” nin bir elinde ABD-NATO sopasıyla Yugoslavya’ yı  ve Irak’ı parçalamış olan  birincil emperyalist düşman, “Avrupa Birliği havucu”nun ise yıllardır sömürülerek  zayıf ve bitap düşmüş halkların direniş ruhunu zayıflatacak  hayal olduğunu, emperyalizmin tarihinde mutluluk getirdiği tek bir örneğin var olmadığını kesinlikle duymaz ve görmez olmuşlar.

 

Sovyetler Birliği’nin “yıkılışı”nın adı onların tümü için Sosyalizmin “hayatın gerçekleri”ne çarpması olmuştur sadece. O “yıkılışın” artık kapitalist sisteme  rakip bir sosyalist sistemin ortadan kalkması olduğunu, artık azgın kapitalizmin yeryüzünde bir ”sosyal demokrasi”ye ve devlet yapılarında “sosyal devlet” ilkesine  ihtiyaç duymadığını, küreselleşmenin aslında bu iştahı kabarmış emperyalist sömürücü sistemin  emekçi sınıflar ve ezilen dünyayı daha arsızca sömürmek için yeniden yapılan düzenlemenin adı olduğunu da göremez olmuştur bizim eski yoldaşlar.

 

12 Mart ve 12 Eylül’ün tokatlarıyla ruhlarına sinmiş olan yenilgi duygusu ve  yitirilmiş direniş ruhuyla anti-emperyalist devrimci bir duygusu, onları emperyalist sistemle mücadeleye değil;  sadece içerde 12 Eylül cuntacıların kişisel cezai sorumluluklarını  aramakla yetinen bir  hale dönüştürüyor. Artık onlar, Bağımsız Türkiye amacını,  Avrupa Birliği rüyasına değişmişlerdir. İçerde Cumhuriyet Devrimi düşmanı AKP ye dışarda da emperyalist sistemin ajanları olan Batılı politikacılara, vakıflara meydanı terketmişlerdir.

 

İşte bu ortamda,

Sayın İlhan Selçuk’un “Milli Demokratik Devrim” i bomba gibi düştü.

Bazılarının kafasına...

Bazılarının yüreğine...

 

Kafasına düşenlerin tez zamanda ayılmalarını umalım.

Ama bizim gibi  bu devrimi tarihsel olarak Türkiye’de yaşanması zorunlu bir aşama olarak görenlerin üzerinde zorlu bir görev olduğunu unutmayalım.

 

Bu davayı yurttaşlarımıza anlatalım.

Yüreklerine düşürelim.Bilinçlerini kamaştıralım.

Türkiye’de feodal kalıntılar, aşiretler ve ağalık düzeni ve bunun üstyapısı olarak dinsel örgütlenmenin artık tasfiye olma zamanının gelip de geçtiğini bilelim. Bugün kentleri saran gecekondu kuşağını saran gerici örtünün altında, bu kurumsallaşmış sosyo-ekonomik yapının bulunduğunu ve bunu yenip, tasfiye etmeden emperyalizmin yerli işbirlikçilerini yenemeyeceğimizi ve emperyalizmi somut görünür bir gerçek tehlike olarak  halkımızın önüne, hedefe koyamayacağımızı bilelim. Emperyalizm bugün bu örtünün altında siyasal islam kisvesi altında  etkinliğini ve sömürüsünü sürdürüyor; ülkenin geleceğini ve varlığını tehdit ediyor.

 

O yapıyı örten “siyasal islam”ın gerçekte, varolan islamın saptırılmış ve emperyalizmin güncel gereksinimlerine göre başta Fetullahçılar olmak üzere yeniden düzenlenmiş bir islam olduğunu anlatmalıyız. 

 

 Bu konuda, ideolojik ve politik mücadele, emperyalist sistemin kullanımına uygun, ülkeyi karanlığa götürmek üzere düzenlenmiş bu gerçekdışı islamın deşifre edilmesinden geçmektedir.

 

Bu kolay olmayacaktır.

Bu uğurda, ter,kan, gözyaşı dökmeyi göze almanın zamanıdır.

 

Milli Eğitimde aydınlanma savaşımı vermeyi, çocukları korumayı, büyükleri bilinçlendirmeyi, hepimizin faal öğretmen ve eğitmenler gibi davranmasını, tümümüzün gericilerle alışverişi kesmesine,

akşamlarımızı TV de kilo ile alınmış amerikan filmlerine bakarak uyuklamamayı, sözde tartışma programlarıyla ferahlayarak yatağa gitmemeyi esas almalıyız. Oluşturulan baskıyla  kız çocuklarının kapanmasına, zorla  dinsel kurslara gidişlere karşı pratik setler oluşturacağız. Bunun için dini siyasete alet edenlerin yandaşlarıyla tartışabilecek düzeyde İslam’ı öğrenecek ve saptırmalarla mücadele edeceğiz. Dinin insanla Tanrı arasındaki vicdani varlığının siyasal amaçlarla saptırılarak yeryüzüne egemen kılınmasına ve iktidar aracı yapılmasına karşı her alanda mücadele edeceğiz.

 

Demokratik haklarımızı, kamu kurumlarına dilekçe verme, yakınma haklarımızı, dava açma haklarımızı, yaşama aykırı yasalarla topluma egemen olma çabalarına, Anayasal düzeni değiştirme amaçlarına karşı birlikte eski örgütlenmelerle birlikte yeni gruplar kurarak örgütlü mücadele edeceğiz.

 

Ekonomik yaşamda çocuk çoluğa mal-mülk biriktirmeye ara vereceğiz. Sosyal yaşamda daha çok var olacağız.

 

Bu eylemliliği, örgütlülüğe; örgütlülüğü eylemliliğe dönüştüreceğiz.

 

Aydınlanmış yurttaşlar olarak üzerimize yansımış olan Cumhuriyet Devrimi aydınlığını, yaşadığımız  eve, apartmana, mahalleye, okul ve iş arkadaşlarımıza, okul-aile birliklerine  sınıf ve meslek örgütlerimizde yansıtacağız.

 

İnsanlarımızı aydınlanmayla tanıştıracak, gezici vaizler gibi, vapurda, trende, otobüste, durakta, çarşıda, pazarda, işyerinde, her sosyal ortamda sürekli  anlatmayı ve karşı duranlarla tartışmayı sürdüreceğiz. Derlediğimiz insanları örgütleyeceğiz. Örgütlediklerimizi de daha büyük ve birleşik olarak örgütleyeceğiz.

Milli Demokratik Devrimi yani Cumhuriyet Devrimini bu kez yeniden daha bilimsel, daha halkçı, daha kamucu, emperyalizmin varlıklarını ve yaşam biçimlerini tehdit ettiği bütün  yurttaşlarımızın katıldığı bir cephe içinde gerçekleştireceğiz.

AB-D Emperyalizmine  karşı işçilerin, topraklı ve topraksız köylülerin, esnafın, kadınların, gençlerin, kamu görevlilerinin, bütün üreticilerin, bütün milli sınıf ve tabakaların, KOBİ’lerin  de içinde bulunduğu bir birleşik cephenin oluşmasına çalışacağız.

Bu cephenin kendi siyasal yansımalarını sağlaması ve zaferi kazanması için çalışacağız.

 

Aydınlanmayı yayacağız, çalışacağız, çabalayacağız, direneceğiz, örgütleneceğiz, eylemliliği yaygınlaştıracağız.

 

Milli Demokratik Devrimi gerçekleştirene kadar...

 

Yaşasın Cumhuriyet Devrimimiz.

Yaşasın Milli Demokratik Devrimimiz.

Yaşasın Tam Bağımsız, Demokratik, Aydınlık Türkiye,

 

Namık Kemal Boya

İstanbul Cumok Koordinatörü

Türkiye Cumok Eşgüdüm Yürütme Kurulu Sorumlusu

  


<Anasayfa