| Cumhuriyet Gazetesi |
28.02.2007
|
28 Şubat'ın Onuncu Yılı
Cumhuriyet'in temel; olan laik ilkesinin korunması demokrasinin
korunmasından daha önemlidir. Demokrasi her zaman kurulur.. ama laik Türkiye
Cumhuriyeti bir kez yıkıldı mı onu tekrar yaratmak çok zordur. Bunun herkes
bilincinde olmalıdır...
Bugün 28 Şubat kararlarının 10. yıldönümüdür. 28 Şubat 1997'de 10-15
yaşında olan çocuklar bugün 20, 25 yaşına geldiler. Ama biz hâlâ, 28 Şubat
kararlarını tam özümsemiş değiliz... Gazete ya da TV'lerde birçok köşede,
ikinci Cumhuriyetçiler, liboşlar, bölücüler, dönekler yine 28 Şubat'a çatacaklar..
kimi bu hareketi postmodern bir darbe, kimi de demokrasi karşıtı bir hareket
olarak gösterecektir. Oysa daha önce de yazdığımız gibi 28 Şubat, demokrasi
karşıtı değildir. Yıllarca dini politikaya alet ederek iktidara gelen, feodaliteye
dayanarak siyasal güçlerini sürdüren, ancak kendilerini demokrasi yandaşı
gibi gösteren, aslında demokrasiyle bağdaşmayan bir zihniyete karşı yapılmış
bir harekettir.
Karşıdevrim
Karşıdevrim nedir? Karşıdevrim, çağdaşlığa, ilerlemeye, Atatürkçülüğe,
Aydınlanma devrimlerine karşı çıkan, uygarlığa giden yolu tıkayan 50 yıllık
bir harekettir. Kimi zaman çok yükselmiş, kimi zaman bir adım gerilemiştir.
Ne yazık ki, en güçlü dönemlerinden birisini 12 Eylül 1980 askeri hareketi
ile yaşamıştır. Bu nedenle kısaca değinmekte yarar var:
* 12 Eylül'ün; soğuk savaşın ve ABD'nin yeşil kuşak kuramının bir ürünü
olduğu asla unutulmamalıdır.
* 12 Eylül Atatürk'çü değildir. Onun Atatürkçülüğü içi boş, sadece
kasabalarda Atatürk heykelleri dikmeye yönelik bir Atatürkçülüktür.
* 12 Eylül'de iman hatiplere, Kuran kurslarına gösterilen hoşgörü, ortaöğretimde
din derslerinin zorunlu hale getirilmesi, Askeri hareketin başı Evren
'in, din eğitimi gören insanlardan terörist olmaz, önyargısının sonuçlarıydı.
* 12 Eylül 1980 yönetiminin kurduğu Atatürk Yüksek Kurulu, Özal
'ın da büyük desteğiyle, 20 Haziran 1986 günü Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in
başkanlığında toplanarak " Türk-İslam sentezini temel alan bir kültürün
bütün millete kabul ettirilmesine yönelik'' bir raporu kabul etti.
* 12 Eylül yönetimi, Eğitim Birliği ilkesini deldi ve 16.6.1983 tarihinde
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası'nda bir değişiklik yaparak (md.10)
imam hatip liselerinden mezun olanların, üniversitelerin istediği fakültesine
girmesi olanağı yarattı. Bu konu çözülemeyen bir sorun olarak bütün yoğunluğuyla
hâlâ gündemdedir.
Daha önceki 1950-60 ve 1965-70 dönemlerindeki uygulamaları izleyen ve
12 Eylül'ün açtığı yoldan ilerleyen, kutsal din duygularını politikaya alet
ederek ve feodal kalıtıların destekleriyle siyasal iktidarı ele geçiren
oluşumlar birbirini izledi. Sonunda 1997 yılına kadar gelindi. 28 Şubat
öncesi, Tansu Çiller ile Erbakan 'ın kurdukları REFAHYOL koalisyon
hükümeti siyasal iktidardır. Başbakan Erbakan'dır. Erbakan her vesile ile
her hareketinde din motiflerini kullanıyordu. Çiller, " Siyaset dinin
emrindedir'' diyecek kadar aklını yitirmiş, ihtirasının emrine girmişti.
Başbakanlık konutunda Erbakan'ın tarikat şeyhlerine verdiği iftar yemeği
bardağı taşıran son damla olmuştur.
Tava tanktan daha güçlü
Artık, bıçak kemiğe dayanmıştı. Siyasal iktidarın Atatürk devrimlerini
hiçe sayan tutumuna karşı sivil toplum örgütleri, "S ürekli aydınlık
için, bir dakika karanlık '' eylemini başlattılar. Akşam belli bir saatte
bütün büyük kentlerde elektrikler bir dakika kapatılıyor, özellikle kadınlar
balkonlara çıkıp ellerindeki tavalara kaşıklarla vurarak iktidarın Atatürk
devrimlerine karşıt politika ve davranışlarına tavır koyuyorlardı. Bu hareket
çok büyük bir halk desteği toplamıştı. Harekete sivil toplum örgütleri (TÜRK-İŞ,
DİSK, KESK, TOBB, Esnaf ve Sanatkârlar Odası, ADD, Çağdaş Yaşamı Destekleme
Derneği, kadın kuruluşları) büyük destek verdi, bir toplumsal mutabakat
doğdu.
Bekir Coşkun 'un belirttiği gibi " 28 Şubat süreci toplumun
tepkisinden doğmuştur. Toplum tepkisini gösterdiği için, Erbakan'ın gidişi
bir küçük formaliteye kalmıştır. Toplumun tavası tanktan daha güçlüdür.''
Soruna çözüm
28 Şubat 1997'de Milli Güvenlik Kurulu'nun toplantısında, Cumhuriyet
tarihi için çok önemli kararlar alındı. Altında asker-sivil bütün yetkililerin
imzaları bulunan kararların en temel maddesi şöyle özetlenebilir:
- Eğitim, Öğretim Birliği Yasası'na uygun duruma getirilmelidir. İmam
hatip okullarının sayısı olağanüstü artmıştır; ihtiyaç fazlası olanlar "
teknik meslek okulları'' na dönüştürülmelidir.
- Temel eğitim 8 yıl olmalıdır.
İşte 28 Şubat'ın en önemli kararları.
Şimdi olayın biçimine bakıp " demokratik içeriğini'' gözden kaçıran
kimi kafaların " antidemokratik bir dayatma'' , "postmodern bir
darbe'' diye eleştirdikleri işte bu kararlardır. İlk ürün Ağustos 1997'de
yasalaşan 4306 sayılı Sekiz Yıllık Kesintisiz Zorunlu Eğitim Kanunu'dur.
Yasa, çocuklara küçük yaşta din eğitimi vermek isteyenlerce uzun süre engellense
de sonunda gerçekleşti.
Zaten bütün dünyada 5 yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitim sadece Türkiye'de
ve birkaç Afrika ülkesinde kalmıştı.
Şimdi sormak gerekir: Kesintisiz 8 yıllık eğitim istemek demokrasiye
aykırı mıdır? Ama efendim, bunu askerler dayattı diyorlar... Pekiyi, neden
sivil iktidarlar bunu yapmıyorlar. Türkiye, sivil iktidarlar kesintisiz
eğitimi 8 yıla çıkarsın diye 20 yıl-30 yıl daha beklemeli miydi?..
O iktidarların doğuş ve yükseliş nedeni de din duygularının kötüye kullanılması
olduğundan hiçbir zaman 8 yıllık eğitim gerçekleşemeyecekti. Ne olacak!..
Türk çocukları 8 yıllık eğitimden geçmesin, nasıl olsa demokrasi var mı
denmeliydi!.. Böylesi bir demokrasi gerçek değildir, aldatmacıdır..
Aslında olan nedir?
Eski sistemdeki beş yıllık ilkokul, üç yıllık ortaokulla birleştirildi
ve "zorunlu sekiz yıllık ilköğretim okulları'' oluşturuldu. Avrupa'da
ortalama 9-12 yıla varmış bir uygulamaya geç de olsa girildi. Bu, özellikle
laik temel eğitim bakımından büyük bir kazanımdır. Daha kapsamlı bir söyleyişle:
28 Şubat'la, "Milli Eğitim'in hedefinin siyasal İslam değil, Cumhuriyet
ideali olduğu'' anımsatılmış ve demokrasinin önü açılmıştır.
Tatlı su demokratları
28 Şubat hareketine karşı çıkan çokbilmiş tatlı su demokratları yukarıda
belirttiğimiz konulara dokunmazlar; onlar, varsa yoksa
sayısal demokrasiden yanadırlar. Oysa sayısal demokrasi, çoğunluk demokrasisi
yerine günümüzde, "çoğulcu katılımcı demokrasi'' geçerlidir. Onlar
ne demokrattır, ne de demokrasiye inanıyorlar.. onlara "şekilci ve sayısal
demokrasici'' denmesi en uygun olandır.
28 Şubat 1997 kararlarından sonra Refah Partisi hakkında Anayasa Mahkemesi'nde
dava açıldı ve parti, laiklik ilkelerine karşı davranışları nedeniyle, 9
Ocak 1998'de kapatıldı. Bu partinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM)
açtığı dava da reddedildi ve AİHM, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararı
onaylamıştı. AİHM'nin kararı, demokrasinin kendisini koruma hakkından,
"mücadeleci demokrasi'' kavramından doğmaktadır. Alman hukukçusu
Leibholz 'un belirttiği gibi "Hiçbir anayasadan, kendisini ortadan
kaldıracak koşulları onaylaması ve böylece intiharını yasallaştırması beklenemez.''
Hiçbir demokraside yıkım için özgürlük (freedom to destroy) yoktur. Gerek
tatlı su demokrasicilerine, gerekse laik Türkiye Cumhuriyeti'nin temel esaslarını
değiştirmek isteyen siyasetçilere önerimiz şudur:
* Siyasete dışarıdan " müdahale'' istenmiyorsa, öncelikle beş
yılda bir yapılan seçimle iktidara gelen seçilmişlerin, gerçek demokrasiye
inanmaları ve kendilerine düşen görevleri yerine getirmeleri gerekir.
* Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinde Atatürk'ün laik, demokratik aydınlanma
devrimleri vardır. Siyasal iktidarlar bu temel ilkelere karşı çıkmamalı,
kendilerini değişmiş gibi göstererek dini siyasete alet etmemelidir.
* Türkiye Cumhuriyeti çağdaş, uygar ve laik temellere dayanır; Türkiye,
tarikatlar cumhuriyeti ve tarikatlar demokrasisi olamaz.
Cumhuriyet'in temeli; olan laik ilkesinin korunması demokrasinin korunmasından
daha önemlidir. Demokrasi her zaman kurulur.. ama laik Türkiye Cumhuriyeti
bir kez yıkıldı mı onu tekrar yaratmak çok zordur.
Bunun herkes bilincinde olmalıdır...
|