HAZİRAN 2004 PANORAMASI; NATO NEDİR? NATO İSTANBUL ZİRVESİ SÜRECİ VE SONUÇLARI. İkinci Dünya Savaşının sona ermesi, barışa ve istikrara susamış dünya halkları tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Çünkü 1930ların başlarından itibaren tüm dünyayı etkileyen çatışma ve istikrarsızlık ortamı ortadan kalkacak, Avrupa ve dünya üzerine çöken faşizm karabasanından kurtulacaktı. Bu iyimser beklentiler kısa sürede ortadan kalktı. Özellikle yıllarca süren savaş nedeniyle çökmüş bir ekonomiyi taşımakta zorlanmaya başlaması, İngiltere ve Fransa gibi galipler açısından bile, zaferin adeta büyük bir hezimete dönüşmesine neden olmuştu. Avrupa artık iki büyük gücün desteği olmadan kendi ekonomik sorunlarını çözemeyecek ve savaşı izleyen birkaç yıl içinde, bu iki gücün kontrolüne girecek bir duruma düştü. Savaş sonrası Avrupa’sının içine düştüğü durum, faşizm tehlikesi nedeniyle nihai hesaplaşması sürecini ertelemiş olan iki ideolojinin ve onların en güçlü temsilcilerinin, yani ABD ve SSCB yeni bir güç mücadelesine girme, uluslar arası sistemde iki kutuplu bir yapının doğmasına ve “soğuk savaş”ın başlamasına neden oldu. Aslında bu durum bir sürpriz değildi. Savaşın getirdiği zorunlu işbirliğinin bile değiştiremediği bir biçimde öncelikle SSCB, tarihsel olarak batı dünyasından bir tehdit algılamaktaydı. Batılı güçlerin gerek Bolşevik devrimi sonrasında yaşanan iç savaşta “devrimi evinde boğma” çabaları, gerekse İkinci Dünya Savaşı öncesinde işbirliği çağrılarına kulak tıkayarak SSCB’yi adeta Nazi Almanya’sının kucağına itmeleri göz önüne alındığında SSCB’nin bu güvensizliğinin pekte yersiz olmadığı açık bir biçimde ortaya çıkmaktaydı. Bu güvensizliğin nedeniyle SSCB’nin kendi batısında işgalden kurtardığı ülkelerde sosyalist rejimler kurdurmaya başlaması ABD’de SSCB’ye duyulan güvensizliğin artmasına neden oldu. Aslında Yalta Konferansında yayınlanan “kurtarılmış Avrupa demeci” ile işgal edilen Avrupa ülkelerinde “demokratik rejimlerin” kurulacağı ilan edilmişti. Bu husus demokratik rejim kavramını kendine göre yorumlayan SSCB ile batı güçlerinin karşı karşıya kalacakları anlaşmazlıklar açısından büyük bir öneme sahipti. Her iki taraf da 4-11Şubat 1945 Yalta Konferansı sonuç bildirgesinin sonuçlarını kendi kontrol alanlarındaki tasarruflarını dayandırmaya çalışacaklardı. SSCB’nin “tek ülke sosyalizm” politikasını terk ederek “sosyalist merkezin savunulabilmesi” için çevresine yayılmaya başlaması eş zamanlı olarak SSCB gibi izolasyonist bir dış politika anlayışına sahip olmasına rağmen bu politikasını terk etmeye başlayan ABD’nin küresel yayılmasıyla doğal bir karşıtlık yarattı. Bu karşıtlığın sonucu ise bu iki büyük devletin kendi ekonomik, siyasal, askeri ve ideolojik alt sistemlerini yaratarak “soğuk savaş”ı başlatmalarıydı. İşte NATO bu mücadele ortamının doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. İki taraf arasındaki anlaşmazlıkların artık geri dönülmesi çok zor bir aşamaya geldiğinin görülmesi sonucunda 1947’de mücadele daha da sertleşti. Avrupa’nın ekonomik sorunlarının ortadan kalkması durumunda, Sovyet etkinliğinin Batı Avrupa’ya yayılmasından endişe duyan ABD “Marshall planı” ile Avrupa’ya geniş çaplı bir ekonomik yardım planı başlattı. Avrupa ekonomisinin ABD’ye bağlanması amacını da taşıyan bu girişimi aynı yıl ilan edilen ve Türkiye ile Yunanistan’a ekonomik ve askeri yardım yapılmasını içeren “Truman Doktrini” izledi. ABD böylece SSCB’ye karşı “çevreleme politikası”nı da devreye sokmuş oldu. Doğu Avrupa’daki gelişmelerin gerek “soğuk savaş”ın gerekse NATO’nun kuruluşundaki önemini gösteren bir başka gelişme de bu süreçte ortaya çıktı. Şubat 1948 de Çekoslovakya’da demokrasinin askıya alınarak Sovyet desteğine sahip komünistlerin yönetime gelmeleri Batı Avrupa ülkelerinde büyük bir endişe yarattı. Bu gelişmeden çok kısa bir süre sonra 17 Mart 1948 Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda,İngiltere “Brüksel paktı” olarak bilinen bir ittifak antlaşması imzaladılar. Bu antlaşma çerçevesinde aynı yılın Eylül ayında Batı Avrupa Birliği (BAB) adında bir askeri örgüt kuruldu. Bunda SSCB tehdidi yanında ABD’nin telkinlerinin de rolü vardı. BAB’ı oluşturan ülkeler bu örgütün ABD desteği ve katılımı olmadan algıladıkları Sovyet tehditlerine karşı reel bir çözüm olabileceğine kendileri de inanmıyorlardı. Bu ülkelerin temel hedefi ABD’yi Avrupa ittifakı sistemi içine çekebilmekti. Bu arzu ABD tarafından da algılandı. Bu dönemde ABD’de yeniden izolasyonist politikalara dönülmesini savunan etkili bir gurup varlığını sürdürmekteydi. Bu konjonktürde ABD’li senatör Arthur Vademberg, ABD dışişleri bakanlığına danışarak bir rapor hazırladı. Bu rapor bir karar tasarısı haline getirilerek ABD Senatosuna sunuldu. 11 Haziran 1948’de bu tasarı kabul edildi. Böylece ABD kolektif bir güvenlik içinde yer almasının yolu açılmış oldu. Bu karar sonucu yeni bir güvenlik örgütü kurma yolunda görüşmeler yapılmaya başlandı. Birkaç ay sonra NATO’nun kurulmasını sağlayan “Kuzey Atlantik Antlaşması” üzerinde antlaşma sağlandı. 4 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından bağıtlanan bu antlaşmaya “soğuk savaş”ın ilk örgütlü askeri bloğu oluşturuldu. Kurucu ülkeler: ABD, Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz. NATO’nun kurulması zaten gergin olan SSCB ve ABD ilişkilerini daha da bozmuş SSCB bu ittifaka sert tepki göstermişti. Özellikle 1952’de NATO’ya katılan Türkiye ve Yunanistan’dan sonra 1955’de NATO’ya Federal Almanya’nın katılması o zamana kadar ikili antlaşmalarla güvenlik sistemi oluşturmaya çalışan SSCB ve sosyalist ülkelerin politika değiştirmelerine ve bu çerçevede aynı yıl doğu bloğunun kolektif güvenlik örgütü Warshova paktı’nı kurmalarına neden olmuştur. NATO’NUN GENİŞLEME SÜRECİ; Şöyle özetleyebiliriz 4 Nisan 1949’da 12 ülkenin kurduğu NATO’ya 1952 de Türkiye ve Yunanistan katılır.1955’de Federal Almanya’nın katılımından sonra uzun süre yeni üye almayan NATO 1982’de Franko’nun ölümünden sonra İspanya’yı aldı. 1990’de “soğuk savaş”ın bitmesiyle bir süre kimlik bunalımı yaşayan NATO’nun güvenlik ve batı sistemine entegrasyon açısından çok önemli bir işleve sahip olduğu eski “Doğu Bloğu” ülkelerinin NATO’ya girme başvurularıyla bir kez daha somut bir biçimde görüldü. Bu çerçevede 1999’da Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ittifaka kabul edildiler. Kasım 2002’de gerçekleştirilen Prag zirvesinde ise “soğuk savaş” sonrası ikinci genişleme dalgasına karar verildi. Bu doğrultuda Letonya, Litvanya, Estonya, Slovakya, Slovenya, Romanya ve Bulgaristan ile katılım müzakereleri başladı. Bu süreç 26 Mart 2003 Brüksel’de imzalanan protokolle sona erdi. 29 Mart 2004 Washington’da düzenlenen törenle yeni üyelerin ittifaka girişi sağlandı. Böylece NATO 26 üyeli bir örgüte dönütü. NATO STRATEJİLERİ Eski stratejilerini bildiğinizi kabul ederek yazmıyorum. 1991 deki yeni stratejik konsept ile petrol gibi temel kaynakların akışının engellenmesine ilişkin yaşamsal çıkarlar söz konusu olduğunda görev alanı dışında müdahale edilebileceği benimsenmiştir. 1995 Bosna müdahalesinde BM’nin verdiği yetki ile görev alan NATO 1999’da Kosova müdahalesinde böyle bir yetkiden yoksun olduğu için hem coğrafya hem amaçlar bakımından alan dışılık sorunu yeniden gündeme gelmiştir. Bununla beraber 1999’daki yeni stratejik konsept ile üyeleri tehdit edecek etnik ve dinsel çatışmalar ile terörizm NATO’nun müdahale edeceği yeni alanlar olarak belirlenerek antlaşmanın orijinal halinden önemli bir farklılık yaratmıştır. NATO NASIL ÇALIŞIR NATO’nun en yetkili karar organı NATO konseyidir. Konseyde her üye daimi temsilci sıfatındaki bir büyük elçi tarafından temsil edilir. Daimi temsilciler değişen sayılarda olmak üzere kendilerine bağlı siyasi ve askeri kurmay heyeti ile birlikte çalışmalarını yürütürler. Yılda iki kez yada bazen daha sık olmak üzere konsey dış işleri bakanlığı düzeyinde toplanır. Örgütün geleceğine ilişkin yeni strateji yada politika değişikleri söz konusu ise, üye ülkelerin devlet yada hükümet başkanlarının katıldığı zirve toplantıları düzenlenir. Konsey kararları oy birliği ile alındığından her üyenin veto yetkisi vardır. Toplantılara genel sekreter başkanlık eder. Ön hazırlığı bir alt komite yapar. Sivil yapıyı oluşturan savunma planlama komitesi normalde daimi temsilcilerden ibarettir. Sekreter bu toplantılarda başkanlık eder. Ancak yılda iki kez savunma bakanları düzeyinde toplanarak ortak savunmayla ilgili önemli konuları görüşür. Alt komiteye kurmaylık hizmetini veren başlıca alt birim savunma inceleme komitesidir. Nükleer planlama gurubu, savunma planlama komitesinde yer alan NATO üyelerini savunma bakanlarından oluşmaktadır. Askeri yapının en üstünde askeri komite yer almaktadır. Bu komite konsey ve savunma planlama komitesine bağlı çalışır. Komiteye kendi içinden seçilen bir temsilci başkanlık eder. NATO güçlerinin örgütlenmesi Kasım 2002’deki Prag zirvesinde alınan kararlarla değiştirilmiştir. Buna göre biri operasyonel diğeri işlevsel olmak üzere iki stratejik komutanlık biçiminde örgütlenmeye geçilmiştir. Buna göre operasyonel komutanlık SACEUR’ün komutanlığındaki müttefik hareket komutanlığıdır. ACO ittifakın gerek Avrupa gerekse Atlantik bölgesindeki tüm harekatlardan sorumlu olan komutanlıktır. Buna bağlı Hollanda’da bulunan Kuzey Ortak Kuvvet Komutanlığı ile merkezi İtalya’da bulunan Güney Ortak Kuvvet Komutanlığı kurulmuştur. İşlevsel komutanlık ise, merkezi Norfolk, Virginia’da bulunan müttefik transformasyon komutanlığıdır (ATC). NATO sözcüsü genel sekreterdir. Sekreter yardımcıları 5 ana birim (siyasal işler savunma planlama ve harekat, savunma destek lojistik ve sivil savunma planlanması, bilim ve çevre işleri) ile çeşitli idari bürolardan oluşur. Yardımcı kurumları NATO parlamenterler asamblesi ve Atlantik antlaşması derneği faaliyet göstermektedir.
|