|
Solcu muyuz?
Milliyetçi miyiz?
Yıldız
arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile
görmez kuyuyu reh-güzerinde
Ziya Paşa
Ender Erdemil
Sağcılık ve solculuk
kavramları, bilindiği gibi 18. yüzyılda ortaya çıkmış kavramlardır.
Fransız Devriminden sonra toplanan Ulusal Mecliste, “devrimciler”, yani
burjuvazi taraftarları, meclisin sulunda, “muhafazakarlar”, yani Kralcı
olanlar meclisin sağ tarafında oturmuşlardır. Bu da destekledikleri
grubun mecliste oturduğu yere göre insanları sağcı yada solcu yapmıştır.
Solda oturan bu
Fransız yurttaşları, Fransa’da Kralı devirdiler, “ulus devlet” in
kurulmasına önayak olarak bugünkü Fransız Milliyetçiliğinin temellerini
attılar.
Demek ki,
Fransa’nın, 18. yüzyılda yaşayan solcuları, milliyetçiydi. Hem de koyu
Fransız milliyetçisi.
Bu milliyetçiler bir
şey daha yaptılar. Fransa’da kapitalizmi kurup liberalizmi topluma
egemen kıldılar. Ancak, hızla genişleyen sınıf çelişkileri, burjuvalarla
işçi sınıfını, zaman, zaman da köylülüğü karşı karşıya getirdi. Fransa
altüstlükler yaşadı. 4 kez yıkılan Cumhuriyetin yerine yenileri kuruldu.
Bugünkü; Fransa’nın 5. Cumhuriyetidir.
2. Enternasyonal,
Birinci Dünya Savaşının başlamasından az önce, solcuların kendi
aralarında milliyetçilik konusunda anlaşamamasından dağıldı. Zamanın
Alman sosyal demokratları, Bernstein ve Kautsky, enternasyonalizm yerine
milliyetçiliği seçerek, dünya pazarından payını almak isteyen Alman
sermayesinin yanında yerlerini aldılar. Yani Alman solcuları da
milliyetçiliği seçtiler. Hatta işi daha da ileri götürüp “Sosyalist
Kolonici Politika” kavramını “literatüre” soktular. Savaşa ortak olarak,
Avrupa’nın yıllarca döktüğü kanın ve gözyaşının vebaline ortak oldular.
2. Dünya savaşı;
Alman ırkının üstünlüğünü, savunduğunu söyleyen ancak asıl yaptığı iş,
“Alman Finans-Kapitali” nin fedailiğinden başka bir şey olmayan
Hitler’in milliyetçiliğinin çöküşüyle birlikte bitti.
Tarih; tek başına,
soyut, sınıf çelişkilerini yadsıyan, halkçılıktan kopuk milliyetçiliğin,
Ziya Paşa’nın, dediği gibi, gökte yıldız ararken, yolundaki çukuru
göremediğini gösterdi.
Mustafa Kemal Paşa,
“Türk Devrimi” projesini ortaya koyup, ilkelerinin altını da
kırmızı kalemle çizdi. Bunu yaparken, hem Türkçülükten vazgeçmedi, hem
de milliyetçiliği yeniden tanımlayarak, milliyetçilerin önüne barışçı ve
ilerici bir hedef koydu.
Küreselleşen
dünyada, artık, sağcılık ve solculuk kavramlarının pek fazla önemi
kalmamıştır. Avrupa’nın solcusu; kendi ülkesinin milliyetçisi, küresel
sermayenin savunucusu, ezilen insanlığın da ezeli düşmanı haline
gelmiştir.
Dünyanın ezilen
tarafında solcular, Avrupalının her şeyin iyisini bildiğini
sandıklarından, solculuğu, onların solcuları gibi yapmayı marifet
sayıyorlar. Küreselleştirmecilerin önlerine koyduğu “yükselen
değerler” i “İnsan haklarının korunmasına hizmet eder”,
“ulusal sorunun çözümüne ışık tutar” belliyorlar. Küresel sermayenin
siyasetini gütmeye “enternasyonalizm” diyorlar. Kendi
insanlarıyla çelişkiye düşüp, “Müslüman mahallesinde salyangoz satar”
duruma düşüyorlar.
Geçmişten bugüne
“milliyetçi” bilinerek gelenler de Türk İslam sentezi, Yeni
Osmanlılık, Osmanlılığın diriltilmesi gibi, gökte yeni yıldızlar
arıyorlar. Bu yıldızları ararken Mustafa Kemal Paşa’nın önlerine
koyduğu milliyetçiliği yadsıyıp, Türk Devrimi’nin tartışılmasında,
karşı-devrim saflarında taraf oluyorlar. Türk Devrimi’nin
parçalanma sürecine katılarak, küresel sermayenin “Cumhuriyeti yıkma”
çabalarına ortak oluyorlar.
Artık, milliyetçi
olma kavramı, sağcı veya solcu olmakla bağlarını kesmiştir.
Küresel sermayenin
anavatanında milliyetçi olmak, küresel sermayenin dünyayı talan etmesini
savunmak demektir. Zira, sömürünün getirisinden ülke yurttaşlarına düşen
pay yüksek refah ve kaliteli yaşamdır.
Küresel sermayenin
talan ettiği ülkelerde milliyetçi olmak, küresel sermayenin talanına
karşı çıkmaktır. Zira, bu talan ülke yurttaşlarına yoksulluk ve sefalet
getirmektedir.
Günümüzde kişinin
milliyetçi olup olmadığını belirleyen şey, hangi ülkede yaşadığı, ve
kimin yanında durduğudur.
Ender Erdemil
27 Aralık 2007
|