|
Mustafa
Yıldırım
MOON’UN KERAMETİ
TÜRKİYE’YE YARADI
Sung Myung Moon’u
anımsarsınız: Kore’de CIA ile işe başladığında genç bir Elektrik
Mühendisiydi. ABD’nin Anti-komünist Birliği’ne yardımcı oldu; Vietnam’da
savaşacak gönüllüler topladı. Binlerce yıldır yinelenen kirli işlere
‘kamuflaj’ olarak dini kullanırlar. Genç Moon da bunun bilincindeydi;
senaryoyu kurdu ve öncelikle tüm Hıristiyanları birleştirmek için işe
baladı. Birleştirme Kilisesini yapılandırdı.
Mezheplere bölünmüş
olan Hıristiyanları birleştiriyorum diye, diye kendisini ‘Mesih’
(kurtarıcı) ilan etti.
ABD’nin de,
Tanrının hizmetinde dünyayı kurtaracak devlet olduğu palavrasını gerekçe
göstererek, ABD’ye hicret etti. Kişisel bunalımları olan kişileri
örgütüne kattı; varolan inançlarını silerek yerine kendi doktrinini
yerleştirdi. Onları gün 20 saat karın tokluğuna çalıştırdı. Müzik
grupları, şirketler, okullar,gazeteler, gingsen ticarethaneleri,
fabrikalar ve yakuzalarla, mafyalarla, Türkiye Nurcularıyla,
ilahiyatçılarıyla vb. ilişkiler… Öykünün gerisi örümcek ağında.
Moon’un, Amerika’da
onca mürit varken, Kore’den 14 yaşındaki kız çocuğunu (Samsoon Hong)
getirip oğluyla evlendirmesinde bir keramet olmalı.
Kerametin gerisi
kız çocuğunun acıklı öyküsü… Çocuk yaşta gelin olarak girdiği ailede 14
yıl çile çeken Hong sonunda kaçmayı başardı.
Onunki kötü talihti
diyelim; ne de olsa her 14’lünün sonu Hong’un ki gibi olmuyor.
Moon’un genç
oğlunun sonu da her Amerika’ya giden ünlü babanın çocuğununkine
benzemedi ve zavallı genç tarikat cehenneminde önce uyuşturucuya sonra
da intihara sürüklendi; ama ne gam;
Mesih Baba Moon,
Bushlarla ahbaplığını sürdürüyor.
Talih işte: Bazı
çocuklar oralara 1 yaşında gidiyor; dönüp geliyor ve
Washington-Monaco-Telaviv yollarında Türk gençliğini Amerkan uşağına
dönüştürüyor.
*
Moon gibi ABD’ye
hicret eden Saidi Nursi taklitçisinin (Ayrıntı için Bkz.
Meczup Yaratmak) örgütü, neredeyse Moon şebekesinin kopyası…
Kopyanın da ötesinde her iki şebeke içlidışlı.
İçlidışlılıktan güç
doğar: Moon’un Hıristiyanları, Musevileri ve Müslümanları birleştirme
tezgâhının Türkiye ayağına katılan genç adamın yükselişi de hiç
şaşırtıcı değil.
Moon
toplantılarının unutulmaz katılımcısı Sabahattin Zaim’in
öğrencisi Cumhurbaşkanı olunca, zamanın o genç adamı da hükümet
danışmanlığından köşk danışmanlığına zıpladı… Bakalım yine Mooncuların
ahbabı ilahiyatçı Osman Zümrüt ve Salih Tuğ ne olacaklar?
Laikliğe bağlılık
işte böyle bir şey! Pek yakında ABD’de olduğu gibi şeyhlerden,
papazlardan, hahamlardan oluşan bir Yüksek Din Konseyi kurulursa
şaşmayın; çünkü ABD’de ne yapılırsa tıpkısının burada yapılması artık
farz oluyor.
*
Yıllardır Türklerin
ahlakı değişiyor dedikçe içten içe kırılanlar oluyordu… Neyse ki seçim
değişimin bir kanıtı oldu: En Türkçülerle, Türk adını anmaktan kaçınan
Başbakan, Söğüt’te Türkçülük kutladılar.
Yıllar önce Emin
Çölaşan’ın “Turgut Nereden Koşuyor?” adlı kitabı Özal’ı da, çevresine
topladığı çıkarcıları da sarsmıştı. Kitapçıların önünde yüzlerce metre
uzunluğunda kuyruklar oluşuyor; kitabı bulamayanlar okuma sırasına
giriyordu. Dünya siyasal tarihinde olmayan oldu ve bir kitabın
etkisiyle Özal’ın arkasındaki halk desteği dibe vuruverdi. Kitapta
devlet yönetim ciddiyetine uymayan, sonradan görme hanedancıların
rezaletleri, yolsuzluklar vb. anlatılıyordu.
Aradan çok değil 19
yıl geçti. Yozluluklar, rezaletler birbirini izledi. Devleti
yönetenlerin servetleri katlandı. Özal döneminde oğulların yaptığı
servet, yeni oğulların servetleri yanında bahşiş gibi kaldı.
Yolsuzluklar,
açıktan yapılan soygunlar yazıldı, çizildi, kanıtlar gösterildi. CHP bu
konuları seçim alanına taşıdı ve umdu ki Başbakan oğlunun gemisinden,
villalardan, köşklerden söz edilirse oylar düşer; tıpkı eskilerde olduğu
gibi…
Oysa tam tersi
oldu ve oylar düşeceğine katlandı. İlk akla gelen neden; soygunun,
vurgunun tüm Anadolu’ya ve toplumun daha alt tabakalarına yayılması
olabilir. Yolsuzlukların, soygunların artık kitlesel ortaklar yaratıyor;
ama hangi ekonomik, toplumsal gerekçe bulunursa bulunsun, ahlakın altüst
olduğu gerçeği değişmez!
|