|
Terörle Uzlaşma ve Ata’
nın Türk Gençliğine Vasiyeti
Ülkemizin kuruluşunda ne Türk’e karşı Kürt; ne de Kürde karşı Türk
üstünlüğü veya alt kümesel bir düşünce söz konusudur. Türklük, Anadolu
sınırları içinde yaşayan, dışarıdan göçmen gelen, bu gün sayıları 10
bine ulaşan Afganlıları da içeren bir üst kültür kimliğidir. Türkiye
Ulus Devlet modelidir. Ulus demek, ırk demek değildir. Birlik demek,
dayanışma demek, ortaklaşa bir amaç birliği içinde korunma, karşı koyma,
her alanda iddia sahipliği, ortak yaratılacak aydınlık bir gelecek,
uygarlık değerlerinde yükselmek demektir. Emperyalizmin ve onun
işbirlikçisi PKK’nın amacı karşılıklı toplumların birbirini hedef alması
ve çatışmasıdır. Kim Kürt kökenli yurttaşlarımıza farklı gözle
bakıyorsa, PKK yandaşı, destekleyici sempatizanı olarak bakıyorsa
PKK’nın amaçlarına hizmet etmektedir.
Terörle uzlaşma olmaz. Terör, silahını doğrulttuğunda ya başarıya
ulaşacaktır, yada sizi sonsuza değin, efendisine boyun eğdirinceye değin
meşgul edecektir. Onun asıl başarısı sürekliği ve sürekli şiddetidir.
Terörün anlayacağı dil, güçtür. Her türlü araçları kullanarak onu ve
elemanlarını caydırmaktır. Terörle savaşım savaş kuralları ile de
yürütülemez. Çünkü terörün uyguladığı yöntemler kuralsızdır. Kurallı bir
savaşı yürütmeye çalışmak terörle savaşan unsurları bir görünmez güce
yem etmektir. Demokrasi terörle savaşımın önünde engel değildir. Eline
silah almış unsurları caydırmak, etkisiz kılmak demokrasinin gereği ve
kaçınılmaz sonucudur. Terörle savaşımı isteyen demokrasiden başka hiçbir
şey değildir. Çünkü terörün egemen olduğu yerde demokrasiye yer yoktur.
Demokrasinin olmadığı yerde terörle savaşım olmaz. Karşılıklı terör
olur. Bu nedenle demokrasiyi terörle savaşıma engel göstermek amaçlıdır.
Demokrasi halkın kendisidir. Halk terör içinde kuşatılmış yaşamak
istemez. Halk iradesini yasa dışı silahlı güçlerin baskısına terk etmek
istemez.
Öte yandan bölge de alınması gereken tüm ekonomik, demokratik öneriler
değerlendirilmeli, gerekli önlemler alınmalıdır. Nasıl Zonguldak’ta,
Samsun’da ekonomik, demokratik ilişkiler çerçevesinde örülen bir yaşam
sürüyorsa o derece.. Terörize edilmiş bir ortam ekonomik-demokratik
ilişkilerin gelişmesine en büyük engeldir. Terör yandaşlığı ve sempatisi
asla hoş karşılanmamalıdır.
Terör, örgütüne bir başka gücün silahlarını bıraktırma, siyasal çözümün
bir parçası olarak pazarlığa çekme, bir aldatmacadır. Terör
emperyalizmin oluşturucu bir aracı ise emperyalist istekler, planlar
gerçekleşinceye değin varlığını sürdürecektir. Terörü sivilleştirme bir
başka gücün bölgesel planıdır. İstekleri gerçekleşirken silahsız,
istekleri reddedilince silahlı.. Siyasal çözüm terörün amacıdır. Bu
nedenle yine onun, yani efendisinin başarısıdır.
İç ve dış yıkıcı güçlere, teröre karşı her ulusun birliğini ve devletini
koruyucu mekanizmaları vardır. İspanyol yargısı teröre karşı yasaların
gereği olan yaptırımları uygulamakta çekinceye düşmemektedir. Etkin
biçimde uygulanan yasalar ve yargı güvencesi dışında İspanya Anayasası
da devletin bölünmez bütünlüğünü güvenceye alan maddeler içermektedir.
İspanya Anayasası’nın 8. Maddesi, “Silahlı Kuvvetler, İspanya'nın
egemenlik ve bağımsızlığını güvenceye almak, toprak bütünlüğü ile
anayasal düzenini korumakla yükümlüdür” hükmüne yer vermektedir.
ETA terör örgütünün siyasal kolu Batasuna 2003 yılında terörü kınamadığı
için yasaklandı. Daha sonra üst düzey yöneticileri tutuklanarak ağır
cezalara çarptırıldılar. Batasuna’dan sonra ANV partisine önemli sayıda
ETA yanlısı siyasetçi girdi. Yani ANV’yi hülle partisi olarak kullanmayı
denediler. Ancak, 2007 yılı sonunda bir İspanyol Jandarmasının
öldürülmesi sonucu hükümet bu kez ANV’yi terörü kınamaya davet etti.
Eğer beklenen kınama gerçekleşme dava açılarak bu partinin de
kapatılması kesinlik kazanacak. Çünkü İspanyol Siyasi Partiler Yasası,
teröre destek veren tüm siyasal örgütsel disiplinlerin kapatılması,
sorumlularının tutuklanarak cezalandırılmasını sağlayacak düzenlemeler
içermektedir.
Türkiye’de terörü savunmak ve desteklemek suç değil..
Ülkemizde, “Türkiye’nin Kerkük’e müdahalesini Diyarbakır’a
yapılmış sayarız” diyebilen yerel, ulusal siyasal sorumluluklar
üstlenmiş parti üst görevlilerimiz, yöneticilerimiz bulunmaktadır.
Siyasal sorumluluk taşıyan kişilere yönelik terör örgütünün kınanması
yönünde yapılan çağrılara karşı açıkça, “ onlar bizim
kardeşlerimiz, biz onları kınarsak varlığımızı inkar etmiş oluruz”
açıklamaları ile yanıt verilmektedir.
Her
ülkenin kendini koruma hakkı vardır. Bu hakkı düzenlemeyen, kendini bu
haktan mahrum bırakan bir toplumsal sistem, devlet düzeni düşünülemez.
Alman Anayasası “direnme hakkı” başlıklı 20. maddesinin 4.
Fıkrasında, “ Anayasa düzenini ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı,
başka bir olanağın bulunmaması halinde, bütün Almanların direniş hakkı
vardır” demektedir. Burada görev tek tek ve topluca bütün
Alman yurttaşlarına verilmektedir. Kime karşı? Anayasal düzeni ortadan
kaldırmak isteyen herkese karşı; yerli, yabancı; herhangi bir yurttaş
yada yöneticiye, oluşuma karşı.. Fransa’da Korsika Ulusal Kurtuluş
Komitesi’ne destek veren hareketin partileşmesine dahi izin verilmedi.
Ülkemizin Anayasal belgesinin Başlangıç kısmı; 1.,2.,3. ve 4. maddeleri
devleti tanımlayan ve güvenceye alan belgelerdir. Yine ulu önder Atatürk
yalnızca bu güvencelerin yeterli olmayacağını düşünerek vasiyet
niteliğindeki konuşmalarıyla ulusun en etkin kesimine, ülkenin korunması
ve savunması görevini vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin gelecekte
sonsuza değin korunması ve savunulması görevi Türk gençliğine emanet
edilmiştir. Cumhuriyetin Kurucusu tarafından doğrudan verilen bir görev
söz konusudur. Nerede verilmiştir?
Gençliğe
Hitabe’de: Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini,
Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en
kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek
isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve
cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için,
içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.
Ey Türk
istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk
istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret,
damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
Bir devlet sistemi bütüncül bir sitemdir. İdari ve siyasi yapısıyla. Bu
nedenle devleti siyasal yönden ve ilkesel yönden yıkma çalışmaları
yürüten iç güçlere ve bu kez dış destekçilerine karşı koruma görevi yine
gençlere verilmiştir. Atatürk bu görevi etkin bir tavırla Bursa
Nutku’nda vermiştir. Gençliği devrimlerin bekçisi olarak atamıştır: “Türk
Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların
gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve
devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en
büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır,
jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir.
Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını
koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır.
Genç,’“Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye
düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu
yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘demek adalet örgütünü de düzeltmek,
yönetim biçimine göre düzenlemek gerek’
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte
bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu
için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek
ki, ‘ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve
eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı
ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!”
Bu iki vasiyetle verilen görev; devlet ve ulusal birliğin yıkıcısı dış
düşmanlara ve onların iç müttefiklerine karşı verilen bir görevdir.
Ata’nın bu iki vasiyetinde Türk gençliğine verdiği ulusal görev,
Anayasal belgemizde ve yasalarda yer lamalıdır. Kuşkusuz ki bu görev zor
koşullarda üstlenilecek bir görevdir. Devrimlerin tehlikeye girmesi
gereklidir. Savcılık Anayasal ve yasal yetkilerini kullanamaz/kullanmaz
bir eylemsizlik içinde olmalıdır. Savcılık görevini yaptığı halde,
güvenlik veya kolluk güçleri suçluyu yakalayıp hakim karşısına
çıkarmıyor/çıkaramıyor durumda olmalıdır. Savcılık ve polis görevini
yapıyor ancak, yargıçlar yasalara ve usullere, devrimlerin özüne; kısaca
ülkenin Kuruluş Felsefesine aykırı bir şekilde suçluları dışarı
salarak, Anayasa’nın temel koruyucu maddelerini işlevsiz kılarak
devrimleri tehlikeye atmış olmalıdır. İşte o zaman Atatürk’ün Bursa
Nutku’nda işaret ettiği koşullar gerçekleşmiş demektir. Gençlik yurdunun
bölünmez bütünlüğünü, ulusal birliğini, ülkesinin bağımsızlığını,
cumhuriyetin temel devrimlerini korumak ve sahiplenmek üzere her türlü
araçla savaşım verecektir. Tehlikeyi oluşturan tehdit odaklarını
koruyan; aslında tehlike ve tehdit kaynaklarını ortadan kaldırmakla
görevli olan, ancak siyasal geleceğini pekiştirmek düşüncesiyle iç, dış
şer güçlerden destek almak için tüm gelişmelere göz yuman, kendi siyasal
ereklerine ulaşma yolunda olumsuzluk nedeni durumundaki iç ve dış
odaklarla işbirliğine giren herkese karşı görevini korkusuzca yerine
getirecektir.
Peki genç kimdir? Günümüz genci için çok umutsuz, geleceği sahiplenme
açısından karamsar konuşmalar dile getirilmektedir. Herkes ağlıyor,
sızlıyor; “gençlik elden gitti” diyor. “Zamane” gençlerinin görevinin
gereğini yerine getiremeyeceğinden dem vuruyor. Düşüncelere katılmak
olası değildir. Düşüncemi söylemem gerekirse “asla” katılmıyorum.
Türkiye ağlama duvarına çevrilmemelidir. Gençlik yaşamda belli bir
dönemi tanımlayan bir kavramdır. Bilinen duygular, özlemler, özentiler
yaşanacaktır. Evresi geldiğinde aile sorumluluğunu ele alan genç, süreç
içinde çevresinin, giderek ulusunun sorumluluğunu da üzerinde
duyumsamaktadır. Sırası geldiğinde, gidip dünyanın desteklediği en
donanımlı güçlerle sarp arazi koşullarında çatışmakta, bu işi de gönüllü
üstlenmektedir. Cumhuriyet mitinglerinde, anti-terör, ulusal birlik
mitinglerinde başı çekenler yine gençliğimizdir. Gençlere hangi
sorumluluğu verdik ki altından kalkamadılar? Ne zaman göreve davet
ettik? Etkinliklerde flama taşımaktan, siyasal partilerde kolluk takarak
düzenleme ve güvenlik hizmeti vermekten başka. Ülkemizde siyasal,
örgütsel kuruluşlarımızın genel merkez ve taşra şubeleri yönetimlerinde
oran olarak kaç gencimize görev verildi? Nüfusunun büyük çoğunluğu genç
olan ülkemizin Parlamentosunda otuz yaşının altında kaç genç var?
Seçilme yeterliliği olan, kırk yaşının altında kaç genç var. Aday olup
sorumluluk alma şansı verilmiş de gençler geri mi kaçmış? Demokratik
süreçlerde her yarışmada geçmişin yaftalarını gençliğin önüne koyarak
onlardan yalnızca saygı, özveri ve destek bekleyenlerin; gençliğe görev,
sorumluluk verme yerine en içeriksiz temsil görevlerinde onlarla
yarışmaya girenlerin gençliği eleştirme hakkı olduğunu hiç düşünmüyorum.
Yeniden başa, soruya dönelim. Atatürk’e göre genç: “ Benim
anladığım gençlik, bu devrimin fikirlerini ve ideolojisini benimseyip
gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda yirmi yaşında
bir yobaz ihtiyardır, yetmiş yaşında bir idealistte güçlü bir gençtir.”
Her yaştan bütün gençler görev başına!..
Erol Sarıal
|